Yapay zekâ bizi aptallaştırıyor mu?
Yapay zekâ herkesi aynı noktaya götürmez. Çoğu zaman mevcut eğilimleri büyütür. Meraklı olanı daha üretken, düşünmekten kaçanı ise daha bağımlı hale getirebilir. Bir büyüteç gibi. Altına ne koyarsanız onu büyütür.
Heterojenliği dikkate almayan tasarım, zamanla heterojenliği azaltabilir. Farklı düşünme biçimlerini desteklemek yerine onları törpüleyebilir. Algoritmalar artık yalnızca bizi yansıtan aynalar değil, bizi biçimlendiren mimarlar haline gelebilir.
Evet. Ve hayır.
Aslında sorunun kendisi yanıltıcı. Çünkü, yapay zekânın herkeste aynı etkiyi yarattığını varsayıyor. Oysa yaratmıyor.
MIT'nin yakın tarihli çalışması, yazma sürecini neredeyse tamamen yapay zekâya bırakan katılımcılarda nöral bağlantıların ortalamada zayıfladığını gösteriyordu. Düşünmeyi ertelemek aslında ödeme takvimi belirsiz bir bilişsel borçlanma gibi. Faturası belki bir sınavda, toplantıda ya da kriz anında kesilebilir.
Ama o çalışmanın az konuşulan bir bulgusu daha var. Önce kendi başına düşünüp yazan, ardından yapay zekâdan destek alan katılımcıların beyin etkinliği, en baştan itibaren tamamen araca yaslananlardan belirgin biçimde farklıydı. Yani mesele yalnızca yapay zekâyı kullanıp kullanmamak değil. Onu hangi sırayla ve hangi zihinsel alışkanlıkla kullandığımız.
Davranış bilimine göre bunun adı heterojen etki. Aynı müdahale herkeste aynı sonucu üretmez. Bir grubun bilişsel performansı gerilerken, başka bir grubunki gelişebilir. Ortalama etki ise bu iki farklı yönün birbirini dengelemesinden ibarettir.
Biraz karıştı mı? Açalım.
“Ortalama kullanıcı” diye biri yok
Yapay zekâ üzerine yürüyen tartışmaların çoğu, sanki “ortalama kullanıcı” diye gerçek bir insan varmış gibi yapılıyor. Oysa ortalama kullanıcı, çoğu zaman istatistiksel bir soyutlama.
Elbette ortalamalar var. Ortalama gelir,........
