Göz, Dil ve Sözcükler
Görme üzerine bir soruşturmaya girmek gerekiyor. Bu yazının maksadı, biraz da bu. Nasıl görüyoruz, görme rejimini nasıl öncüller koşullandırıyor gibi sorular etrafında çokça yazıldı. Dil ve görme ilişkisi henüz yanıtlanmış değil. Neyi göreceğimiz, neyi göz ardı edeceğimiz nasıl zihnimizce koşullandırılıyor, az buçuk kestirebiliyoruz. Yapay bir zeka tarafından koşullandırılmış algoritmanın, ne kadar süreceği bilinmeyen tiranlığında, bu iş epey hızlandı da. Yine de, “gözün öyküsü” sürüyor.
Ben her halükarda, başlamamız gereken yer olarak göz adlı organın kendisi ve dünyada bulunmaklığımızı koşullandırma tarzını göstereceğim. Küre biçimli bu organın görme ve göz ardı etme tarzı, neticede bizi dünyada olmaklığın tekil bir kipine bağımlıyor. Eco’nun karakterlerinden biri, Gülün Adı’nda şu cümleyi kurar “resim, laiklerin okuma yazmasıdır”. Öyleyse görme ile dünyada olmaklık ve siyasi uzantısı olan sekülarizm arasında, yakın bir bağ var. Rönenans denen yeniden doğumla en yakın irtibatlandırdığımız isimlerin hemen hepsinin temel meşgalesinin plastik sanatlar olması, boşuna değil.
Organ ve beden
Diyeceğim o ki, görme duyusu zihnimizle bedenimiz arasında bir çeşit arayüz oluşturuyor. Kendimizin de gördüğümüz herşey gibi bir görülen, gördüğümüz nesneler gibi görülen bir nesne olduğumuz katmanını, bilincimizde bir yere yerleştiriyor. Böyle ki, biz de bedenli bir canlı organizma olduğumuz kanaatiyle yaşıyoruz.
Ancak göz........
