Post-Formal Düşünce Üzerine
İnsan bilişinin ergenlikle birlikte olgunlaştığı ve Jean Piaget’nin tanımladığı formal operasyonlar aşamasıyla nihai haline ulaştığı fikri, gelişim psikolojisinde uzun süre baskın kabul olmuştur. Ne var ki yetişkinlik boyunca gözlemlenen bilişsel esneklik, çelişkiyle baş etme kapasitesi ve bağlama duyarlı akıl yürütme, bu tek-doğrulu mantıksal modelin açıklama sınırlarını fazlasıyla aşar. 1970’lerin sonundan itibaren Klaus Riegel, Michael Basseches, Jan Sinnott, Deirdre Kramer ve Gisela Labouvie-Vief gibi araştırmacıların geliştirdiği post-formal düşünce (postformal thought) kavramı, işte bu açığı kapatmak üzere ortaya konmuştur. Post-formal düşünce, formal operasyonların önerdiği tek doğru çıkarım arayışının yerine, birbiriyle çelişen doğruluk iddialarını bir arada tutabilen, bağlama ve göreceliğe duyarlı bir bilişsel işleyişi koyar.
Post-formal düşüncenin çekirdeğinde iki birbirine bağlı kabul yatar: gerçekliğin çoklu ve bağlama bağlı olması, ve mantığın kendisinin (Piaget’nin varsaydığının aksine) kapalı, statik bir sistem olmaktan çok, sürekli yeniden düzenlenen açık bir süreç olması. Riegel’in Hegelci diyalektikten devraldığı bu bakış açısı, çelişkiyi bilişsel bir hata değil, gelişimin itici gücü olarak konumlandırır. Buradan hareketle Basseches, yetişkin düşüncesinin ayırt edici özelliğinin diyalektik şemalar, yani teze ve antiteze eşzamanlı olarak tutunup bunları daha kapsayıcı bir sentezde birleştirme becerisi, olduğunu ileri sürer.
Post-formal düşünce literatürü, alanı büyük ölçüde üç tamamlayıcı model üzerinden yapılandırır. Kramer’in geliştirdiği sınıflandırma, bilişi mutlakçı (absolutist), görececi (relativistic) ve diyalektik (dialectical) düşünme biçimleri arasında bir süreklilik olarak ele alır. Mutlakçı düşünce tek bir nesnel gerçeği ararken, görececi düşünce her bakış açısının bağlama göre geçerli olabileceğini kabul eder, diyalektik düşünme ise bu çoklu geçerliliği çelişkileri koruyarak bütünleştirir.........
