menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Semboller Sanık Sandalyesinde: Epstein vakası kadim tanrıları nasıl komplo kanıtına dönüştürdü?

14 0
03.08.2026

Ekim 2025. Polonyalı death metal grubu Behemoth’un Türkiye’de konser vereceği duyurulduğunda, haber kendi olağan dinleyici kitlesinin ötesine geçecek gibi değildi. Her yıl büyük şehirlerde buna benzer onlarca konser düzenleniyor. Birçoğuna ben de katılıp kayda değer bulduğum anları kaydederim. Bu konser de yoğun bir takvime eklenecek sıradan bir etkinlikten ibaretti. Boynuzlu tanrılardan beş köşeli yıldızlara uzanan bu semboller, artık albüm kapağından tişört baskısına, video oyunundan sosyal medya capsine kadar küresel tüketim kültürünün sıradan parçalarıydı. Erkin Koray’ın saçlarıyla başlayan norm yıkıcılık paniği,[2] 90’larda Pentagram öncülüğünde yeni krizlere konu olmuş, zamanla metalcilerin gayet iyi aile fertleri olduğu fark edilince de bu kisve rapçilere geçmişti.

Metal müziğin distopik dünyasıyla günlük hayatta karşılaşmak artık garipsenmiyor. Bu semboller yorum talep etmez. Bir “-mış gibi” kipinde dolaşıma girerler: normların ihlali sahnelenir, ama doktrin olarak ciddiye alınmaz. Çoğu zaman da bilincin üçüncü düzeyinde, yani karşılıklı farkındalığa dayalı toplumsal kurgu olarak kalırlar: -mış gibi. Bu anlamda Behemoth konseri, Ann Swidler’ın kültür çalışmasından hareketle Türkiye için “yerleşik kültürel dönem” diye adlandırdığım zaman aralığına ait olacaktı.

Bu aralıkta semboller, temel bir kaygıyı tetiklemeden dolaşıma giriyorlar. Kullanılır ve yeniden üretilirler, ama temsili niteliklerini açıklanmaya zorlayacak bir bağlam oluşmaz. Hatta sembol ve temsil arasındaki bağ da kaybolmaya, unutulmaya meyillidir. Bağlantılar değişebilir, fakat bu değişimler de çoğu zaman fark edilmez. Çünkü ortada onları sorgulanmaya itecek, düşünce nesnesi yapacak bir tehlike çanı yoksa beyin tasarruf modundadır. Dolayısıyla yerleşik dönemleri tanımlayan şey değişimin yokluğu değil, rahatsızlık veren bir titreşimin yokluğudur.

Buna karşılık rahatsızlık dönemleri, sembollerin açıklama gerektirmesiyle başlar. O güne kadar alışkanlık içinde dolaşımda olan şey, artık bir beyan meselesine dönüşür. Beyan düşünceyi, düşünce de stratejiyi tetikler. İşte böyle bir anda, Behemoth konseriyle aynı gün Türkiye konseri iptal edilen bir başka metal grubu Slaughter to Prevail’ın vokalisti de yöneltilen suçlamalara karşı “Tanrı’ya inanıyorum” diye cevap verme ihtiyacı hissetti. Behemoth ise meseleyi satanik propaganda suçlamasına cevap vermekten çıkarıp, sanatsal ifade özgürlüğü ve kültürel özerklik zeminine taşıdı. Bu noktadan sonra yatkınlıklar savunulmak, yeniden ifade edilmek, kimi zaman da baştan icat edilmek zorunda kalır.

Bir eğlence etkinliğinin Türkiye’de ideolojik bir alana taşması ise, ilk kez olmak bir yana, başlı başına bir gelenektir. Ayrıntılı biçimde incelediğim birçok örnek arasında bir tanesi bu yazı bağlamında özellikle öğretici: 2015’te Boston Gay Men’s Chorus’un İstanbul’da konser vereceği duyurulduğunda, konserin kendisi başlangıçta olağanüstü bir anlam taşımıyordu. Olayın seyrini değiştiren şey, etkinliğin kamuya nasıl sunulduğuydu: “Orta Doğu’da sahne alacak ilk gay koro.” Orta Doğu ile gay kelimelerinin yan yana gelişi, meselenin ağırlık merkezini, verili kabul edilen bir karşıtlığın sınanacağı düzleme kaydırdı.

Yıllar boyunca Elton John ya da........

© Ek Dergi