menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Edip Diye Bir Çocuk -Aynadaki Kelebek (Öykü)

7 0
07.07.2026

“ Cebinde kimliği vardır, bak bakalım“, dedi adam binanın güvenlik görevlisine.
Elini, kafası yarılmış, can çekişen gencin pantolonunun arka cebindeki şişkinliğe uzattı beriki.
Cüzdanı çıkardı, içinden de kimliği. “ Edip`miş adı“, dedi; “ Edip Us “. Diğer adam cep telefonundan 112’yi arıyordu.

Konuşmaları belli belirsiz duyuyordu Edip; “ Sağ el. . .sağ el. . .“, diye mırıldandı. Bir şey anlamadı başında dikilen güvenlik görevlisi. Kulağına doğru eğildi daha iyi duyabilmek için. “ Benim sol elimdi. . .“ Cılız bir sesle söylemişti bunu, adam yine anlamadı.

“ Hayatın bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçmesi demek böyle bir şey“, diye düşünebilirdi Edip, eğer böyle bir deyimi bilseydi; hayatı gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçerken.

* * *

Saatlerdir sokaklardaydılar. Hava birden ayaza kesmişti. Acilen sığınacak ve ısınacak bir yer bulmaları gerekiyordu. “ Şu, Mevlanakapı`daki boş kulübeye gidelim mi?“ diye sordu Edip.
Yusuf üşüyen ellerine hohlarken, boş gözlerle ona baktı. “ Oğlum, kıyaksın galiba; ne dediğimi anladın mı?“ diye yeni bir soru sordu Edip. Yusuf belli belirsiz anlamıştı, daha doğrusu duymuştu, Edip`i. Umarsızca kafasını salladı.

Kirden renkleri seçilemeyen gömleklerini, birbirlerine bağladıkları iplerle oluşturdukları kemerle, sıska bellerinde tutabildikleri rengi solmuş, havları dökülmüş, leş gibi pantolonlarının bellerine soktular. Isınabilmek için birbirlerine biraz daha sokuldular. Tabanlarından asfaltın suyunu, çamurunu, taşını hissettikleri, bağcıkları yitik, sefaleti belli botlarıyla; ellerini ceplerinin dipsiz derinliğine sokup, boyunlarını eğerek, akşamın loş karanlığında kalabalığa karışarak Mevlanakapı`ya doğru yürümeye başladılar.

Bir süre önce keşfettikleri yıkık dökük, rüzgarın, menteşeleri gevşemiş ahşap kapı ve pencerelerini korkunç gıcırtılarla savurduğu, toprak tabanı çöp, sidik ve kusmuk kokan kulübelerine ulaştıklarında güneş çoktan batmış; yakınlarda ve uzaklarda sokakların tek başlarına ürkek, bir araya geldiklerinde cesur, gizli sahibi olan köpeklerin havlama sesleri duyuluyordu.

Edip`in canı bu gece şarap içmek istemişti, yol üzerindeki bir büfeden, bugün sinyalde topladığı parayla bir şişe `güzel marmara` aldı. Yusuf için, kafa yapacak şeyin ne olduğunun hiç bir önemi yoktu; ayık olmak istemiyordu bu gece, o kadar.

Ağaç yapraklarından ve ordan burdan buldukları eski, şekilsiz ceket, palto artıklarından özenle yaptıkları yer yatağının üstüne attılar kendilerini. Biraz soluklandıktan sonra güzel marmara`nın mantarını ustaca şişleyerek çıkardı Edip, bir fırt alıp şişeyi Yusuf`a uzattı.

Şişe, içindeki son damlalar da zevkle somurulana kadar birçok kez gidip geldi elleri arasında.

“ Bir de balık olsaydı şunun yanında, ne kıyak olurdu anasını s.kîm“, diye iştahla homurdandı Edip. Yusuf boş gözlerle baktı ona; sanki ne dediğini hiç duymuyor, sessiz, sonsuz bir denizde, pupasından aldığı rüzgarla yelkeni şişmiş bir teknenin, göğsünü rüzgara vermiş kaptanının kayıtsızlığı ve rahatlığıyla öylece bakıyordu. “ Uçmuşsun oğlum sen, matiz ibne seni“ diye gevrek gevrek güldü Edip; omzundan itti Yusuf`u. Sırtüstü devrildi beriki; laf etmeye mecali yoktu, anlamsız bir sırıtışla yattığı yerde kaldı; kalkmaya yeltenmedi, biraz sonra da uyuyakaldı.

* * *

Sırtını ahşap duvara dayadı; böyle anlarda her zaman yaptığı gibi gözlerini kapadı, sislerin arasındaki çocukluğuna yolculuğa çıktı:

Anasının yüzü belli belirsiz, geldi oturdu gözkapaklarındaki perdeye. Gülümsüyordu, ama buram buram bir hüzün vardı gözlerinde; dillendiremediği, dilinin ucuna geldiğinde yutkunarak geri çektiği sözcükler vardı duymayı çok istediği ama anasının hiç söylemediği.
Beş altı yaşlarında olmalıydı o sıralar. Babası geçirdiği bir iş kazası nedeniyle sakatlanmış, işten çıkarılmıştı. Her zaman aksi, sert bir adamdı hatırladığı kadarıyla ama, o kazadan sonra daha bir huysuzlaşmıştı. Çok içmeye başlamış, evde ve dışarıda çok küfür eder olmuştu. Olur olmaz şeylere kızar, anasını da, Edip`i de döverdi. Anası siper ederdi kendini, Edip`i dövmesin diye ama o, anasını bir kenara savurur, durduk yere onu da döverdi.

Ağlardı Edip; hıçkırıklarla ağlar, babasından nefret ederdi yediği her tokatta. Böyle zamanlarda tuvalete gider; hem ağlar, hem işer, hem de babasına küfür ederdi çişinin şırıltısında. Büyüyünce anasını bu adamın elinden kurtarmayı düşler; ona karşı gelecek cüsseye ve kuvvete ulaşmayı dilerdi Allah`tan.

Babası işten çıkarıldığından beri çalışmaz olmuş, kahvelerde, meyhanelerde kah kumar oynuyor, kah sefil şaraplarla, bulamazsa ispirtoyla sarhoş olup eve geliyor, sızmaya vakit bulamamışsa bir posta dayak atıp hayattan intikamını alıyor ve zıbarıp yatıyordu. Böyle gecelerin bazılarında anası bir süre Edip`in yanında yatıyor, onu öpüp okşuyor “Benim oğlum büyüdüğünde anasına fiske bile vurdurmayacak“ diye hem ağlıyor, hem de garip, içini titreten bir sesle ağıt gibi bir ninni söylüyordu.

Sonraki günlerde babasının patronundan aldığı para bitecek ve anası çalışmaya başlayacaktı. Gittiği evlere onu da götürüyordu, çünkü genellikle babası da evde olmuyordu gündüzleri. Mahalleden bir komşu kadın birkaç eve temizliğe gidiyordu; anasına da bu işi ayarlamıştı kendi gittiği bazı evlerdeki kadınlara söyleyip. Komşularından, arkadaşlarından başka evler bulmuştu. Gidilen evlerde, ya bir köşede sessizce oturup anasının işinin bitmesini bekliyordu, ya da sokakta kendi yaşıtı çocuklar varsa girmiyordu eve, onlarla oynuyordu. Öğlen olup karnı acıkınca, eğer evin hanımı iyi biriyse, anası çeyrek ekmeğin arasına evden birşeyler katık ediyor, onu veriyordu Edip`e.

Bu temizlik günlerinden birinde tanımıştı Yusuf`u. Yeni bir eve gitmişti anası; Edip`i bir süre sonra sokağa göndermişti. Zengin muhiti sayılabilecek bir yerdi. Bir apartmanın merdivenlere oturmuştu ve sokakta oynayan çocukları seyrediyordu yalnızca; apartmanın bitişiğindeki boş bir arsada maç yapıyorlardı. Bir süre sonra Edip`i de çağırdılar oyunlarına katılması için. Yusuf`un takımına girmişti tesadüfen. Maç bittikten sonra arsanın bir kenarındaki duvarın üstüne oturmuşlardı; anasının verdiği parayla kendisine bir gazoz almıştı; bir tane de Yusuf`a ısmarlamıştı........

© Ek Dergi