menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çatışan Laiklik Anlayışları Arasında Daralan Laiklik Ufku

19 0
27.07.2026

Türkiye’de laiklik bir ideoloji işlevi görüyor, oysa laiklik, dört ayak üzerinde durması gereken, nötr bir kavram.

Devlet ve dinin, kurumsal ve işlevsel olarak birbirinden kesin sınırlarla ayrılması Devletin tüm inançlar ve inanışlar karşısında eşit mesafede durması Devletin dinsel azınlıkları koruyacak bir tutum içinde olması Hangi inançtan olursa olsun, herkesin kendi inancının gereğini-kamusal hayata zarar vermediği sürece- serbestçe yaşayabilmesi.

Bu bağlamda kamu görevlilerine dinî açıdan kesin bir tarafsızlık sergilemek yükümlülüğü getirilmesi, çok yaşamsal.

Kültürel kodların hakim dinî anlayış içinde asimile edilmesini meşrulaştıran tavırlardan kaçınmaları gerekiyor.

Çünkü devletin görevi, dini bastırmak değil, hiçbir dini veya dünya görüşünü imtiyazlı kılmamak.

Liberal laiklik, dini sembolleri değil, devletin tarafgirliğini sınırlar. Önemli olan, bireyin özgürlüğü ve devletin tarafsızlığı.

Devlet, sadece din karşısında değil, tüm yaşam görüşleri karşısında tarafsız olmalı: Devlet nötr olmalı; vatandaş değil.

Yani laiklik, sessizleştirmek değil; eşit mesafeden dinlemek.

Sonuçta kamusal akıl, özgür ve eşit yurttaşların ortak dili. Nihayet devlet aklı, toplumun vicdanından ayrı değil.

Bir siyasetçinin Cuma namazına gitmesi ya da namaz çıkışında basına konuşması, devlet gücünü belli bir dine ayrıcalık tanımak için kullanmadığı sürece, bence laiklik ihlali değil.

Cuma çıkışında açıklama yapmanın, dini bir ritüeli siyasi iletişim için kullanmak anlamına geldiği ve bunun din ile siyasetin sembolik olarak iç içe geçmesine yol açtığı söylenebilir. Bu kısmen haklı bir yorum: Sonuçta insan, simgesel bir hayvan: Mitlere, sembollere zaafı var.

Mit dediğiniz şey, aslında çalınmış söz. Bir söz, görüntü ya da sembol, önce kendi doğal anlamına sahiptir: Mit, onu alıp başka bir anlamın hizmetine sokar.

Bir başka deyişle, siyasal sembollerin, mitlerin, bir tür anlamı bükme, çarpıtma üzerinden, yanılsamalar üretme ve iktidarı pekiştirme gücü var.

Sonuçta iktidar, bir rıza üretme sanatı ve sembollerle, yani görünürlükle işleyen bir şey.

Türkiye, uzlaşmaz ya da militan laikliğin uygulanabileceği bir toplumsal zemine sahip değil. Aslında militan laiklik demek, laikliğin, yurttaşların devlete karşı taşıdıkları bir ideolojik yükümlülüğün ifadesi haline gelmesi demek. Oysa laiklikte esas olan, devletin yurttaşlara karşı taşıdığı yükümlülükler…

Çünkü bu coğrafyada İslâm, yalnızca bir inanç değil; kolektif hafızanın çelik çekirdeği: tarihsel tecrübenin dili ve ortak anlam dünyasının kurucu unsuru. İslâmî gelenek, bu toprakların kolektif şuurunun derin katmanlarında.

Çünkü burada muhafazakârlık, yalnızca bir siyasal tercih değil, geçmişle kurulan ilişkinin, aidiyet duygusunun ve ortak hafızanın taşıyıcı biçimi.

Bu nedenle bu topraklarda laikliğin, toplumu kendi tarihsel dokusundan kopararak değil; bu mirasla özgürlükçü bir denge kurduğu ölçüde, yaşama şansı var. Toplumun siyasal bilinci, kültürel belleğinden bağımsız inşa edilemez çünkü.

Ortak hayat, ortak gerçekler üzerine kurulacaksa eğer, siyaset, toplumun sembolik evrenini yok sayamaz. Tarih, hiçbir ilkenin, üzerine kurulduğu kültürü bütünüyle inkâr ederek kalıcı olmadığını söylüyor. Ayrıca bu topraklarda ‘radikal kopuşlar’, meşruiyet değil, hep direnç........

© Ek Dergi