menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yüksek Gerilimin Poetik İnşası: Etten Kurgu

15 0
11.08.2026

“Nötr Bellek çökecekse

Tarihi ham haliyle kaydederek çökecektir” (s.47)

Zafer Zorlu’nun Etten Kurgu adlı şiir kitabı, Everest Yayınları tarafından Mart 2026’da yayımlandı. Kitap, başlıklara ayrılmış tek şiirden oluşuyor; her başlık, bütün içerisinde birer parçayı arz ediyor. Bu yönüyle tematik bir kitap niteliğine sahip.

Zafer Zorlu; av-avcı, fail-kurban ikilemindeki gerilimi diyalektik çelişkiyle dinamik hâle getiriyor. Bu çelişkide ete kemiğe bürünmüş beden canlı varoluşu, kalp duyguyu/vicdanı/insan olmayı, kurgu ise beden üzerinde politika yürütülerek sürdürülen kalıba sokmayı temsil ediyor. IK-TİPİ-KAVGAI ve KAPALI K-BAHÇE bölümlerinde yer alan şiirler; gerilim, yüzleşme, empatiye çağrı, ezen-ezilen ilişkisinde ötekileştirilene boyun eğdirmenin süregelen tarihselliği, parantezin içine kapatılan kimlikler, gösteri toplumu, eril “pedagojinin” katı yapısı, eşitsiz birliktelik, asimilasyon ve rıza üretimi, ideolojik aygıtlarla ve baskı aygıtlarıyla zihnin tek tipleştirilmesi sinematograf sahneler, göndermeler ve yabancılaştırma teknikleriyle işleniyor.

“Üzerindeki bombayı infilak ettirdiğinde” (s.13) dizesiyle açılış yapan kitap ilk andan itibaren gerilimi sürdürüyor. “Kurban olmamanın Türkçesi yoktur” (s. 14) dizesiyle “egemen” kültür ve asimilasyon bağlamında dilbilimsel bir sorun ortaya atılıp “kurban”, Kürt kimliği üzerine işaretleniyor. Sonraki dizelerde paranteze alınan Kürdlük parantezin dışına çıkarılıyor. Kurban ile katilin yüzleştirilmesi sahnesinde sinematograf gerilim şu şekilde canlandırılıyor:

“Seni yumurtalara bomba yerleştirirken yakaladığımda

panik oluyorsun ve elindekini düşürüyorsun

Ağır çekim bir düşüş oluyor bu

göz göze geliyoruz

Çünkü kurbanla tarihi yüzleştirmek

tarihin son büyük zaferidir

Kurbanın başını eğen taraf olmasıyla sonuçlanmıştır” (s.18, 19)

Katilin suçüstü yakalanmasından sonra kurbanla göz göze gelmesi yeni bir eşiğe kapı aralıyor. Bu eşikte kurban ya boyun eğecek ya da direnişe geçecektir. Boyun eğenler, direnişe geçenler ve egemen olanı rahatsız edenler üçgeninde bütünlüğe kavuşan kitap üçgenin her kenarında yer alan ögeleri kendi içinde yeni katmanlara ayırıp derinliğe kavuşuyor. Mağara duvarlarına çizilen resimlerin hayvan olması, kurban arketipine yönelik ilk figürlerin tarihe işlenmesine işaret ediyor. Tarih ise kurbanın, hayvandan insana geçişiyle ilerliyor. Bu süreçte kurban ile katilin, av ile avcının yüzleştirilmesi bir uzlaşma ya da eşitliğin sağlanması üzerine değil; doğrudan bir yanılsamanın üzerine inşa edilmeye denk düşüyor. Güç ilişkileriyle belirlenen yüzleşmede kurbanın zihni, boyun eğdirme pratikleriyle şekilleniyor. Bu noktada içeriden eleştiri ve/veya ait olunan kimlik adına özeleştiri devreye giriyor: “SOKULUŞU BAŞI OKŞANINCA / BÜYÜK BİR TESLİMİYETLE / KUYRUĞUNU SALLAYIŞI / Tüm kurgunun içine eder / (…) / Başın Okşanışı mesela belleği dondurur” (s.36). Şiirin devamında gökten Mesih inmesi umudu üzerinden kurbanın kurtarıcı beklentisi, oto-inkâr mekanizmasını işletip asimilasyona rıza göstermesi, göreve çağrılmadaki edilgenliği tepkiye yol açıyor. Tarihsel süreç mekânda sabitlenerek “burada” zamirini ortaya çıkarıp bölge işaret ediliyor.

Bedenin ideoloji, kültür ve bürokrasiyle şekillenmesinde kurban “içeriden” başka bir “pedagojiye” maruz bırakılıyor. Şiir öznesinin (şairin kendisi) annesinin erkek çocuk yetiştirme ritüeli feodalite ve ataerkinin kapsamında gerçekleşiyor. Farklı tarihlerde doğan her çocuğun aynı anne tarafından aynı erginlenme ritüeline maruz........

© Ek Dergi