Yazma Uğraşı, Ockham’ın Usturası Ve Bir Tohum Sözcük
Hayatta istediğini yapamazsın. Ama bak işte burada özgürsün. İster bomboş bırak, ister bir resim yap, ister şaşı bak şaşır. Tıklım tıklım doldur istersen, kargacı burgacık yaz. Konuşma çizgileriyle, parantezlerle, ünlemlerle doldur. Virgül virgül düşün, nokta nokta ahkâm kes. Senin hepsi. Bu bomboş beyazlık senin. İşte böyle bir çerçeve içinde bulunabiiyorsun burada; A4. Hayatta böyle bir şeyi nereden bulacaksın… Kim seni sınırlayacak. Çerçeve gibi iraden var mı? Ama işte bak burada çerçeven var; dinamik özgürsün. “Gölge etme başka ihsan eylemem,” diyebilir miydi Diyojen küfesi olmasa… Bak işte çırılçıplaksın burada ama küfen sayesinde. Nerede olduğunu ne olduğunu biliyorsun. Hayatta kim koyacak sana bu sınırları, kendin yaratmak zorunda kalacaksın… Yazarken işte özgürsün. Bembeyaz sayfan; karda gider gibi arkana bakmadan git, izlerinden bulunacaksın.
Eğer hayatta sınıfta kalıyorsanız; yani yaşarken… Hiçbir yerde hiçbir şeyi yeterince başaramıyor, hep yargılanıyor, hep suçlanıyor, bir türlü dikiş tutturamıyor, her işi yarım bırakıyor, hep hata yapıyorsanız; yani bir tür yaşam sakarıysanız; bir açıklama yapma gereği duyuyorsunuz sakin bir zamanda… Benim sakin zamanlarım hep beyaz kağıtlar oldu. Herkesin sustuğu, kum sessizliğinin başladığı bir yer kağıt. Kendini güvende hissedince çıkan yaralı........
