Üniversiteye 15 yaşında başlamak: devrim mi, risk mi?
Geçtiğimiz günlerde Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in dile getirdiği bir düşünce eğitim dünyasında yeni bir tartışmanın kapısını araladı: “Öğrenciler 15 yaşında üniversiteye başlayabilir mi?”
İlk duyduğunuzda kulağa oldukça çarpıcı geliyor. Hatta bazılarına göre heyecan verici… “Neden olmasın?” diyenler de var, “Bu kadar da erken mi?” diye soranlar da. Aslında mesele tam da burada başlıyor. Çünkü eğitim, yalnızca takvimdeki yılları öne çekmekten ibaret bir konu değil.
Bir an için düşünelim…
Henüz 15 yaşında bir genç. Hayata dair soruları yeni yeni çoğalıyor. Kim olduğunu, neyi sevdiğini, hangi yolda yürümek istediğini keşfetmeye çalışıyor.
Şimdi bu genci bir anda üniversite amfilerine yerleştirdiğimizi düşünelim.
Peki gerçekten hazır mı?
Bir eğitimci ve psikoloji alanıyla ilgilenen biri olarak şunu söylemek mümkün: 15 yaş hâlâ gelişimin hızla devam ettiği bir dönemdir. Ergenlik sadece bedensel bir değişim değildir; aynı zamanda kimliğin oluştuğu, duyguların şekillendiği, sosyal becerilerin geliştiği bir süreçtir.
Üniversite ise yalnızca derslerin verildiği bir yer değildir. Üniversite; sorumluluk, özgürlük ve bireysel kararların başladığı bir eşiktir.
Bu yüzden mesele yalnızca şu soruya indirgenemez: “Üniversiteye kaç yaşında başlanabilir?”
Belki de asıl soru şudur: “Bir genç üniversiteye başladığında, hayatın o aşamasına gerçekten hazır mıdır?”
Dünyada erken yaşta üniversiteye başlayan öğrenciler var mı? Elbette var. Ancak bu örnekler genellikle üstün yetenekli ve özel programlarla desteklenen çok sınırlı öğrenciler için uygulanıyor. Yani bu durum bir eğitim sisteminin genel kuralı değil, daha çok istisnai bir uygulama.
Öte yandan eğitim politikalarında yeni fikirlerin tartışılması elbette kıymetlidir. Çünkü bazen bir öneri, bize sistemin başka yönlerini düşünme fırsatı verir. Bu tartışma da aslında bize şunu hatırlatıyor:
Eğitim yalnızca süreyi kısaltma meselesi değildir. Eğitim aynı zamanda insanın olgunlaşma yolculuğudur.
Bir gencin iyi bir üniversite öğrencisi olması için yalnızca bilgiyle donanması yetmez. Aynı zamanda kendini tanıması, düşünmesi, sorgulaması ve hayata karşı dayanıklılık geliştirmesi gerekir.
Bu nedenle belki de tartışmayı şu noktaya taşımak daha anlamlıdır:
Gençleri daha erken üniversiteye mi gönderelim, yoksa üniversiteye gittiklerinde hayata daha hazır bireyler mi yetiştirelim?
Çünkü eğitimde bazen hız kazanmak mümkündür. Ama gelişimin doğal ritmini aceleye getirmek, çoğu zaman beklenmedik sonuçlar doğurabilir.
Belki de bu yüzden eğitimle ilgili her tartışmanın sonunda aynı cümleye dönüyoruz:
Eğitim bir yarış değil, insanın kendini inşa ettiği uzun bir yolculuktur.
