Hülya Soyşekerci yazdı: Kırk Yaşın “Kırık Anahtar”ı
Canlı Yayın Tekrarları
Popüler Kültür Tiyatro Sinema Müzik
Hülya Soyşekerci yazdı: Kırk Yaşın “Kırık Anahtar”ı
Edebiyat Burada · 31 Ağustos 2026 • 8 Dakika 7 Saniye · 0 yorum
KIRK YAŞIN “KIRIK ANAHTAR”I
Yusuf Çopur, uzun yıllar boyunca edebiyata yoğun emek veren, öykü ve romanlarıyla dikkat çeken bir yazar olmasının yanı sıra gençleri aydınlatan, onlara ufuk açan çalışkan bir eğitimci ve akademisyen. Yusuf Çopur’u geçmişte dergi ve kitap eklerine yazdığı inceleme yazılarıyla; “Daha Vakit Var” (2012), “Bir Uzak Düş” adlı romanlarıyla ve “Herkes Dışarı” adlı öykü kitaplarıyla tanıyorum. Ayrıca 2011-2015 yılları arasında İstanbul İl Millî Eğitim Müdürlüğü çatısı altında “Yazarlar Okullarda” adıyla başlattığı sosyal sorumluluk projesi kapsamında, çok sayıda öğrenciyi okul ortamlarında günün yazarlarıyla buluşturduğunu ve 2012’de yılın öğretmeni seçildiğini de anımsıyorum.
Yusuf Çopur, Gaziantep’in bir köyünde başlayan öğrenim yaşamını Adıyaman Anadolu Öğretmen Lisesi’nde sürdürdü, Celal Bayar Üniversitesi Demirci Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği Bölümünü bitirdikten sonra okullarda Türkçe ve Edebiyat dersleri vererek gençlerin dil ve edebiyata duyarlı yetişmelerine katkı sağladı. “Halide Edip’in Akşam Yazıları” konulu yüksek lisans tezinin ardından “Selim İleri’nin Romanlarında Metinlerarasılık Bağlamında Türk Edebiyatına Göndermeler” başlıklı teziyle doktora derecesini aldı. Ayrıca Cevdet Kudret, Sabahattin Ali, Hulki Aktunç gibi yazarlara dair akademik metinler kaleme alan Yusuf Çopur, “Yoyo” başlığı altında yazdığı öykü kitapları serisiyle çocukların düş dünyalarını zenginleştirdi.
Edebiyatın birçok alanında özgün çalışmalarıyla yer alan Yusuf Çopur, bu yıl da Kırık Anahtar adlı deneme kitabını okurlarıyla buluşturdu. Kırık Anahtar’a, günümüzde teknolojik hızın içinde savrulup giden insan hayatlarına dikkat çeken; yavaşlamanın, yaşanan âna odaklanarak yaşamın özünü fark etmenin anlam ve değerini gösteren bir bilgelikler kitabı diyebiliriz.
Yazarın geçmişteki yaşantılarından, farklı mekân, ortam ve coğrafyalardaki anılarından süzülen birçok bilgi, düşünce, yorum, duygu ve sezgi, Kırık Anahtar’ın içindeki denemeler aracılığıyla okurun anlam dünyasına nüfuz ediyor; yaşantılarına düşünsel derinlikler ve düşsel zenginlikler kazandırıyor.
Kitabın içindeki pek çok denemenin buluştuğu ortak noktanın ya da kitabın ana düşüncesinin, insanın kendi iç dünyasını tanıması, anlaması, kendi ruhsal derinliklerini fark etmesinin anlam ve değeri olduğunu belirtmek mümkün. Yazar, Kırık Anahtar’daki denemeleri, bir tür “kendine varma” ve “kendini gerçekleştirme” yolculuğu olarak kaleme almış ve insanın kendi iç derinliğine ulaşabilmesi için huzurun, sessizliğin, sakinliğin, yavaşlamanın ve teknolojik hıza teslim olmadan yaşamanın şart olduğunu sakin ve samimi bir üslupla dile getirmiş.
Yusuf Çopur, “Kırık Anahtar”ın “kırk yaşının getirdiği” denemelerden oluştuğunu, bu denemelerin hepsini kırk yaşına girdikten ve hayata daha farklı bir gözle bakmayı öğrendikten sonra yazdığını dile getiriyor. Özellikle “Kırık Anahtar’ın Huzuru” başlıklı bölümde konuyu etraflıca işliyor. Yusuf Çopur, insanın kırk yaşına geldiğinde, umutlarının ve hayallerinin kapısını açacak kusursuz bir anahtar aramayı bıraktığını, çünkü hayatın hiçbir zaman tamamlanamadan ve mükemmelliğe ulaşamadan ilerleyen bir süreç olduğunu kavradığını ve sezdiğini; böylece, insanın elindeki “kırık anahtar”la yetinerek yaşamayı kabullendiğini vurguluyor.
Kırık Anahtar’ın, okuru sakinliğe, sessizliğe, yavaşlamaya çağıran denemelerinde, günlük hayatın monoton akışı içinde bir an “durup ince şeyleri görmemizi” hatırlatan, yaşamın hızı içinde fark edemediğimiz güzelliklere duyarlı bir biçimde yaklaşmanın yollarını gösteren, hayat ve edebiyattan örneklerle zenginleşen pek çok sayfa yer alıyor.
Kırk yaşın eşiğini atlayan, dünyaya olgunlukla ve farkındalıkla bakan bir insanın kaleme aldığı bu yazılarda, insan, kendisinden pek çok şey buluyor; yazarla duygudaşlık kuruyor ve yazarın dünyasına yabancı olmadığını fark ediyor. Çünkü Terentius’un binlerce yıl önce söylediği söz, günümüzde de geçerliliğini koruyor: “İnsanım, insana dair hiçbir şey bana yabancı değildir.”
Yazar, her ânın değerini bilerek yaşamamızı, günlük dertlerle, sıkıntı ve endişelerle doldurduğumuz yaşam anlarının asıl hakikati içerdiğini; nefes aldığımız her âna yoğunlaştığımızda hayatı ve dolayısıyla hakikati kaçırmadığımızı, böylece hayatla birlikte var olup hayatla birlikte akıp gittiğimizi anımsatıyor bizlere.
Büyük kent yaşamının insanı kendi bütünlüğünden ve kendi iç........
