Enflasyon, enerji ve faiz kıskacında Türkiye ekonomisi
20 Mayıs 2026 itibarıyla Türkiye ekonomisi, klasik bir “enflasyonla mücadele” döneminden daha karmaşık bir tabloya geçmiş durumda. Artık mesele yalnızca fiyat artışlarını düşürmek değil; enerji şoku, yüksek faiz, bütçe açığı, cari açık ve zayıflayan sanayi üretimini aynı anda yönetebilmek. Bu nedenle 2026’nın ikinci yarısı, ekonomi yönetimi açısından bir “normalleşme dönemi” değil, daha çok çoklu risklerin eş zamanlı yönetileceği bir stres testi olarak okunmalı.
1 Genel görünüm: Risk haritası (TABLO-1)
Nisan 2026’da TÜFE’nin aylık %4,18, yıllık 2,37 artması, enflasyonun yalnızca baz etkisiyle gerilemesinin yeterli olmadığını gösteriyor. On iki aylık ortalama enflasyonun 2,43 olması, fiyatlama davranışının hâlâ yüksek enflasyon rejimine göre çalıştığını ortaya koyuyor. Özellikle gıda, ulaştırma, enerji ve hizmet fiyatlarındaki katılık, Merkez Bankası’nın faiz indirim alanını sınırlıyor.
2 Ana tespit: Enflasyon düşüyor gibi görünüyor ama direnci yüksek
Türkiye’de enflasyonun ana sorunu artık sadece “fiyatların artması” değildir; sorun, fiyatlama davranışının bozulmuş olmasıdır. Şirketler kur, enerji, ücret ve finansman maliyeti artmadan önce fiyat artırma eğilimindedir. Tüketici ise gelecekte daha pahalı olacağı beklentisiyle talebini öne çekmektedir. Bu davranış biçimi, dezenflasyonu yavaşlatır.
Mart 2026’da sanayi üretiminin yıllık %1,1 gerilemesine karşılık perakende satış hacminin yıllık !,2 artması da bu çelişkiyi gösteriyor. Üretim tarafı yavaşlarken tüketim tarafının güçlü kalması, ekonomide sağlıklı bir dengelenmeden çok, maliyet baskısı ve talep direncinin aynı anda yaşandığı karmaşık bir görünüm yaratıyor.
Buradan çıkan ilk sonuç şudur: Türkiye’de enflasyonla mücadele yalnızca faizle kazanılamaz. Faiz talebi soğutur ama enerji, gıda, lojistik, kira ve verimlilik sorunlarını tek başına çözemez. Bu nedenle para politikası, maliye politikası, arz yönlü ve yapısal reformlar birlikte çalışmak zorundadır.
3 Enerji şoku: Cari açık ve enflasyonun yeni taşıyıcısı
Enerji fiyatlarındaki yükselişin Türkiye’ye etkisi üç kanaldan gelir. Birinci kanal, doğrudan ithalat faturasıdır. Mart 2026’da cari işlemler hesabı 9,672 milyar dolar açık vermiştir. Altın ve enerji hariç cari açık 3,886 milyar dolar seviyesindedir. Bu fark, enerji ve altının dış denge üzerindeki etkisinin ne kadar kritik olduğunu gösterir.
İkinci kanal, maliyet enflasyonudur. Petrol fiyatı yükseldiğinde akaryakıt, lojistik, gübre, plastik, ambalaj, elektrik üretim maliyeti ve tarımsal üretim maliyeti artar. Bu maliyetler gıda, perakende ve sanayi ürünleri üzerinden tüketici fiyatlarına yayılır. Dünya Bankası da Nisan 2026 raporunda Orta Doğu savaşının emtia piyasalarında ciddi bir enerji şoku yarattığını, Brent petrolün 2026 ortalamasını 86 dolar olarak öngördüğünü ve bu tahminin Hürmüz geçişlerinin yıl içinde kademeli normalleşeceği varsayımına dayandığını belirtmektedir.
Üçüncü kanal, beklentilerdir. Petrol fiyatı kalıcı biçimde yüksek kalırsa şirketler yalnızca mevcut maliyetlerini değil, gelecek maliyet riskini de fiyatlara yansıtır. Bu da enflasyonun düşüş hızını azaltır.
4 Faiz kıskacı: Enflasyonla mücadele mi, büyümenin korunması........
