menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Askeri kompleks küreselleşiyor

42 0
29.06.2026

General Dwi­ght Eisenhower ABD’nin siyasi ve askeri tarihinin en önemli figürlerinden birisi olarak Başkan koltuğuna oturdu­ğunda, herkes onun askeri bir devlet an­layışını kurumsal­laştıracağını sanı­yordu. Ne de olsa o, Normandi­ya çıkarmasının (D-Day) mimarı ve II. Dünya Savaşı’nın Müttefik Kuvvetler başkomutanıydı. Sa­vaşın içerisinden gelip ABD baş­kanlığına seçilen birinin, Ameri­kan silahlı kuvvetlerinin demok­ratik siyasi kurumlar üzerindeki tehlikeli etkisinden şikâyet ede­bileceği kimsenin aklına gel­mezdi. Ama oldu.

Savaşın ve askeri düzenin mantığını herkesten daha iyi bi­len general Eisenhower, 17 Ocak 1961’de görevini bırakırken yap­tığı veda konuşmasında o meş­hur uyarısını yaparak, “devlet yönetiminde ve karar mekaniz­malarında, bilinçli ya da bilinç­siz olarak ortaya çıkan askeri en­düstriyel kompleksin haksız ve ölçüsüz etkisine karşı dikkatli olunması” gerektiğini ifade etti. Bu, giderayak yapılan basit bir siyasi uyarı değil, aynı zamanda modern siyasal sistemin güven­lik ekonomisine olan bağımlılı­ğına ilişkin yapısal bir teşhisti.

Kuşkusuz Eisenhower’ın esas çekincesi ulusal silahlı kuvvet­lerin daha da güçlenmesi değildi. Ona göre temel sorun güvenlik ihtiyacının, siyaset, iş dünyası ve Pentagon arasında kendi kendi­ni yeniden üreten kalıcı bir eko­nomik modele dönüşmesiydi. Böylesi bir yapının kendisine bir tehdit üretmeden yaşayamaya­cağını biliyordu. Bunun anlamı tüm toplumsal algı ortamının ve devlet mekanizmasının sürekli olarak savaş veya savaşa hazırlık prensibi ile şekillenmesiydi.

Eisenhower, kendisine refe­rans olarak Amerikalı sosyolog Wright Mills’in “İktidar Seç­kinleri” adlı eserini almaktaydı. Mills, meşhur kitabında karar alma süreçlerinin artık, içeri­sinde savaş lordlarının, patron­ların ve bürokratların yer aldığı siyasi, ekonomik ve askeri seç­kinlerce oluşturulan dar bir güç kümesi tarafından belirlendiği­ni yazıyordu. Bu, bir tür oligar­şik yapılanma olarak tanımlana­bilirdi. İktidar seçkinleri ulusal çıkarın, dostun düşmanın, iyi­nin kötünün, haklının haksızın tanımını yapma yetkisini ken­dilerinde görüyorlardı. Savaş da dâhil her tür güç kullanımı, uluslararası krizlerin........

© Dünya