Körfez’de savaş, küresel ekonomide sarsıntı
Dünya artık neredeyse kronik bir belirsizlik döneminden geçiyor. Bir bölgede iç karışıklık bitmeden başka bir coğrafyada savaş ihtimali yükseliyor. Son olarak ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla Orta Doğu bir kez daha küresel gündemin merkezine oturdu. Üstelik bu gelişme, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerine sınırlama getirilmesine yönelik diplomatik temaslar sürerken yaşandı.
Savaşın ne kadar süreceği, hangi boyuta evrileceği konusunda en iyimser uzmanlar bile temkinli konuşuyor. Tarafların ilk açıklamaları savaşın en az birkaç hafta devam edebileceğine işaret ediyor. Ancak Orta Doğu’da başlayan hiçbir gerilimin sadece başladığı yerde kalmadığını tarih defalarca gösterdi.
Petrol 100 doları aşar mı?
Çatışmanın ilk ve en hızlı etkisi petrol fiyatlarında görüldü. Yazının kaleme alındığı saatlerde Brent petrol 80 doların üzerine çıkmıştı. Savaşın uzaması halinde 100 doların aşılması, hatta daha yukarı seviyelerin görülmesi ihtimal dahilinde.
Asıl kritik mesele ise Hürmüz Boğazı. Dünya petrol üretiminin yaklaşık %20 den fazlası Basra Körfezi çevresinde gerçekleşiyor ve bu petrolün önemli bölümü Hürmüz Boğazı üzerinden dünya pazarlarına ulaşıyor. Boğazın kapanması ya da sevkiyatın sekteye uğraması halinde küresel ticaret ciddi bir enerji ve lojistik kriziyle karşı karşıya kalabilir.
Alternatif rota olarak Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı dillendiriliyor. Ancak bu güzergâhın da güvenli ve sürdürülebilir olması ayrı bir soru işareti.
Küresel ticarette yeni dönem
Enerji fiyatlarındaki artış yalnızca akaryakıtı değil, üretimden taşımacılığa kadar tüm maliyet zincirini etkiler. Savaşın uzaması durumunda navlun fiyatlarının yükselmesi, tedarik zincirlerinde yeni kırılmalar yaşanması ve dünya ticaret hacminde daralma ihtimali güçlenir.
Bu tablo, pandemi sonrası toparlanmaya çalışan küresel ekonomi için yeni bir stres testi anlamına geliyor.
Türkiye için riskler ve fırsatlar
Türkiye açısından tablo iki yönlü. Kısa vadede riskler daha görünür. Petrol fiyatlarındaki artış, enerji ithalatçısı bir ülke olarak Türkiye’nin cari dengesi üzerinde baskı yaratır. Enerji maliyetlerindeki yükseliş enflasyonla mücadeleyi zorlaştırır.
Nitekim Merkez Bankası’nın para politikası adımlarında daha temkinli davranması beklenebilir. Şubat enflasyonu beklentilerin alt bandında gelse bile, artan jeopolitik riskler faiz indirimi ihtimalini gündem dışı etme noktasına gelmiştir.
Borsada dalgalanma kaçınılmaz. Özellikle hava sahalarının kapanması ve bölgesel risklerin artması nedeniyle havacılık ve turizm hisselerinde baskı görülmesi şaşırtıcı değil. Türk Hava Yolları ve Pegasus hisselerindeki ayrışma bunun ilk sinyallerini verdi. Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var.
Enerji koridoru olarak Türkiye
Basra Körfezi’nden çıkan petrolün Avrupa’ya ve hatta Asya’ya ulaştırılmasında Türkiye güvenli bir alternatif güzergâh olabilir. Irak-Türkiye hattı ve yeni ticaret koridoru projeleri bu noktada stratejik önem kazanıyor.
Türkiye’nin hem coğrafi konumu hem de altyapı kapasitesi, enerji ticaretinde daha merkezi bir rol üstlenmesine imkân tanıyabilir. Yeni İpek Yolu projeleri kapsamında Çin ve Hindistan’a uzanan ticaret hatlarında Türkiye’nin köprü rolü güçlenebilir.
Elbette bu senaryonun gerçekleşmesi için çatışmanın bölgesel bir yangına dönüşmemesi gerekiyor. İran’ın Körfez ülkelerindeki Amerikan üslerini hedef alması az da olsa savaşın genişlemesi riskini beraberinde getirmektedir.
Temenni ve gerçekçilik
Türkiye, daha önce Rusya-Ukrayna savaşında üstlendiği arabuluculuk rolünü bu süreçte de üstlenebilecek ülkelerden biri. En büyük temennimiz, masum insanların hayatını kaybetmediği ve diplomatik çözümün ağır bastığı bir sonucun ortaya çıkmasıdır.
Ancak ekonomi cephesinde temenniler yetmez; hazırlıklı olmak gerekir. Enerji fiyatlarının yükseldiği, lojistik maliyetlerin arttığı ve belirsizliğin derinleştiği bir döneme giriyoruz. Savaşın süresi ve kapsamı belirleyici olacak. Kısa sürerse küresel ekonomi bir sarsıntıyla atlatabilir. Uzarsa, yalnızca bölgeyi değil dünya ticaret sistemini de yeniden şekillendirecek bir döneme kapı aralanabilir.
Türkiye için mesele, riskleri yönetirken fırsatları doğru okuyabilmektir.
