menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Altın fiyatlarındaki çöküşün yansımaları

12 0
25.03.2026

Güvenli liman olarak değerlendirilen ve Türkiye’de çok popüler bir yatırım aracı olan altın, jeopolitik belirsizliklere rağmen son dönemde belirgin bir düşüş gösterdi. Bunun için çeşitli açıklamalar sıralanıyor: küresel olarak reel faizlerdeki artış, doların güçlenmesi ve teminat ihtiyacı nedeniyle yaşanan satışlar bu sebeplerin başında geliyor. Ancak bu açıklamalar, düşüşün devam edip etmeyeceği veya bir toparlanma olup olmayacağı konusunda net bir sonuca ulaşmamızı sağlamıyor.

Türkiye’de altın yatırımlarının büyüklüğü, makro dengeler üzerinde belirgin bir etki yaratıyor. Daha önceki yazılarımda, fiyat artışı kaynaklı gelir etkisinin yüksek faiz seviyelerine rağmen iç talebin güçlü kalmasında rol oynadığını incelemiştim. Fiyat düşüşünün ters yönde bir etki yaratıp yaratmayacağı ise önümüzdeki dönemde izlenecektir. Ayrıca döviz rezervleri üzerindeki aşağı yönlü etki de önemli olacaktır.

Altından zararın boyutu

Dış ticaret ve Türkiye’deki altın üretim verilerini kullanarak yaptığımız hesaplamaya göre, Türkiye’deki toplam altın stoku Şubat sonu itibarıyla 4,287 ton seviyesindedir. Mevcut 4,400 ons altın fiyatı ile değerlediğimizde bu, 606 milyar dolarlık bir tutara karşılık gelmektedir. Bunun 577 tonluk kısmı TCMB ve Hazine sahipliğinde bulunurken, geriye kalan %87’lik büyük bölüm yatırımcıların elindedir.

Hesaplamalarımız, Şubat sonu itibarıyla son 1 yıllık dönemde altın fiyat artışından elde edilen toplam kârın 325 milyar dolar ile tarihî yüksek seviyeye çıktığını göstermektedir. Bu da GSYH’ya oranla %20’ye yakındır.

Şubat sonunda 5,200 doların üzerinde bulunan altın fiyatı, sonraki dönemde sert bir düşüşle en son 4,400 dolar civarına gerilemiştir. Bunun sonucunda bu ay içerisinde, ağırlıklı kısmı yatırımcılarda olan 117 milyar dolarlık bir zarar oluştuğunu hesaplıyoruz. Bu da GSYH’ya oranla %7’lik oldukça önemli bir kayba işaret etmektedir. Bu durum, son 2 ayda elde edilen kârın geri verilmesi anlamına gelirken, 2025 başından bu yana bakıldığında hâlen 241 milyar dolarlık (GSYH’ya oranla %14.6) bir kâr olduğunu hesaplıyoruz.

Döviz rezervlerine olumsuz etki

Bu değer kaybının bir diğer etkisi de döviz rezervleri üzerinde görülmektedir. TCMB’nin analitik bilançosuna göre, dış varlıklar 20 Mart haftasında 12.3 milyar dolar azalmıştır. Yarın açıklanacak brüt döviz rezervinin de benzer bir değişimle 177.3 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyoruz. Swap hariç net rezervin ise önceki haftaya göre 11.2 milyar dolar azalışla 43.1 milyar dolar olduğunu hesaplıyoruz. Brüt rezerv Ağustos 2025’ten beri, net rezerv ise Temmuz 2025’ten beri en düşük seviyelerine gerilemiş olsa da hâlen görece yüksek düzeydedir.

Geçen hafta brüt rezervdeki düşüşün 10.6 milyar dolarlık, net rezervdeki düşüşün ise 7.5 milyar dolarlık kısmı altın fiyatlarındaki gerilemeden kaynaklanmaktadır. Altın fiyatı 4,400 dolar seviyesinde kalırsa, bu hafta da brüt rezervde yaklaşık 7 milyar dolar, net rezervde ise yaklaşık 5 milyar dolarlık düşürücü etki oluşacaktır. Bayram öncesi dönemdeki döviz satışlarının valörünün bu haftaya kaldığını da dikkate alırsak, döviz rezervlerinde geçen haftadan daha yüksek bir düşüş görülme ihtimali yüksektir.

Her çıkışın bir inişi ve makro etkiler

Sonuç olarak, altın fiyatlarındaki artışın iç talep üzerindeki destekleyici etkisi önceki dönemde sıkça konuşulmuşken, Mart ayında bu eğilim sert bir şekilde tersine dönmüş görünmektedir. Buna rağmen, 2025 yılı başından itibaren bakıldığında hâlen önemli bir kârın korunuyor olması, iç talep üzerindeki nihai etki konusunda belirsizlik yaratmaktadır. Bu nedenle, önümüzdeki dönemde talep görünümüne ilişkin açıklanacak verilerin (perakende, otomobil ve konut satışları gibi) yakından izlenmesi gerekecektir. Talebin yavaşlaması, maliyet baskılarının arttığı bu dönemde enflasyonist baskıların dengelenmesi açısından her zamankinden daha kritik hale gelmiştir.

Döviz rezervleri tarafında ise döviz satışları ile altın fiyatlarındaki değerleme etkisinin birleşmesi, rezervlerdeki düşüşü daha belirgin hale getirmiştir. Buna rağmen döviz rezervlerinin seviyesi tarihsel olarak hâlen görece yüksek düzeydedir. Ancak küresel risk iştahının zayıf seyrettiği bir senaryoda döviz satışlarının devam etmesi gerekirse, rezerv yeterliliğine ilişkin endişeler artabilir. Bu noktada, geçen haftaki yazımda da belirttiğim gibi, yaşanan şokların finansal göstergelere yansımasına izin vermek daha sağlıklı bir tercih olabilir. Aksi takdirde, ilerleyen dönemde daha büyük makro dengesizliklerle mücadele etme riski artacaktır.


© Dünya