menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye’nin yeni büyüme hikâyesi nasıl olmalı?

55 0
11.09.2026

Türkiye ekono­misi uzun yıl­lar boyunca bü­yümeyi daha fazla üretmek, daha fazla ihracat yapmak ve daha fazla istihdam yaratmak üzerin­den tanımladı. Bu yaklaşım yanlış de­ğildi. Sanayileşme sürecinde milyon­larca insanın istihdama ka­tılması, Anadolu’da yeni üre­tim merkezlerinin ortaya çık­ması ve Türkiye’nin güçlü bir ihracat altyapısı oluşturması bu model sayesinde mümkün oldu.

Ancak dünya değişiyor. Do­layısıyla bizim de artık şu so­ruyu sormamız gerekiyor: Ne kadar üretiyoruz değil, ürettiğimiz her birimden ne kadar değer yaratıyoruz?

Çünkü önümüzdeki döne­min ekonomik rekabeti ton, adet ya da metrekare üzerin­den değil; teknoloji, patent, marka, yazılım, tasarım ve verimlilik üzerinden şekille necek.

Türkiye açısından asıl me­sele de burada başlıyor.

Bazı sektörlerde katma değer yüksek değil

Bugün hâlâ ihracatımızın önemli bölümünü orta tek­nolojili ürünler oluşturuyor. Üretim yapıyoruz, istihdam sağlıyoruz, ihracat gerçekleş­tiriyoruz; fakat bazı sektörler­de kullandığımız enerjiye, ser­mayeye, ithal girdiye ve eme­ğe kıyasla elde ettiğimiz katma değer yeterince yüksek değil.

Bu durum özellikle serma­yenin pahalı, finansmana eri­şimin zor olduğu dönemlerde daha önemli hale geliyor. Çün­kü artık Türkiye’nin sınırsız kaynaklarla büyüyebileceği bir ekonomik ortam yok.

Sermaye pahalıysa, enerji pahalıysa ve nitelikli iş gücü sınırlıysa, elimizdeki kaynak­ları en yüksek verimi sağlaya­cak alanlara yönlendirmek zo­rundayız.

Burada hassas bir ayrım yapmak gerekiyor.

Türkiye tekstilden, de­mir-çelikten, mobilyadan, be­yaz eşyadan veya geleneksel sanayiden vazgeçmeli demi­yorum. Tam tersine, bu sek­törlerde yıllar içinde oluşmuş ciddi bir üretim bilgisi, ihra­cat ağı ve insan kaynağı bulu­nuyor.

Ancak bazı şirketlerin artık kendilerine şu soruyu sorması gerekiyor:

“On yıl önce yaptığım işi aynı........

© Dünya