Fed’in kararı ve dünyanın hassas dengesi
Küresel finans piyasalarının gözü kulağı bir kez daha Amerika Merkez Bankası'nın (Fed) toplantısındaydı. Aslında piyasaların takip ettiği konu yalnızca faiz oranının kaç puan artırıldığı ya da sabit bırakıldığı değildir. Asıl mesele, dünyanın en büyük ekonomisinin geleceğe ilişkin nasıl bir yol haritası çizdiği ve bu yol haritasının küresel sermaye hareketlerinden emtia fiyatlarına, gelişmekte olan ülkelerden şirket bilançolarına kadar uzanan geniş bir etki alanı yaratmasıdır.
Fed'in son toplantısı da bu açıdan değerlendirildiğinde yalnızca Amerikan ekonomisinin değil, küresel ekonomik sistemin geleceğine ilişkin önemli ipuçları vermektedir.
Son yıllarda dünya ekonomisi alışılmış döngülerin dışında bir süreçten geçiyor. Pandemi sonrası dönemde ortaya çıkan yüksek enflasyon, ardından gelen agresif faiz artırımları, jeopolitik gerilimler, enerji krizleri ve tedarik zincirlerindeki kırılmalar küresel ekonominin dengesini önemli ölçüde değiştirdi. Bu nedenle Fed'in aldığı her karar artık yalnızca ABD'de değil; Frankfurt'ta, Londra'da, Tokyo'da, Şanghay'da ve İstanbul'da da yakından takip ediliyor.
Erken gevşeme enflasyonu yükseltir
Fed'in son toplantısından çıkan en önemli sonuçlardan biri, enflasyonla mücadelede kazanımlar elde edilmiş olsa bile merkez bankasının temkinli duruşunu korumaya devam ettiğinin görülmesidir. Çünkü enflasyon yalnızca para politikasıyla açıklanabilecek bir olgu olmaktan çıkmış durumda. Enerji piyasalarındaki dalgalanmalar, ticaret savaşları, bölgesel çatışmalar ve iş gücü piyasasındaki değişimler fiyatlar üzerinde kalıcı baskılar yaratıyor.
Bu nedenle Fed açısından bugün karşı karşıya bulunulan temel sorun, enflasyonu kontrol altına alırken ekonomik büyümeyi ve istihdamı koruyabilmektir. Merkez bankalarının tarih boyunca yaşadığı en zor ikilem de budur. Faizler uzun süre yüksek tutulduğunda ekonomik faaliyet yavaşlayabilir. Erken gevşeme durumunda ise enflasyon yeniden yükselişe geçebilir.
Aslında bugün yaşananlar yalnızca bir faiz tartışması değildir. Daha derinde, küresel ekonominin son kırk yıldır alıştığı düşük faiz ve bol likidite döneminin sona ermesinin sonuçlarını izliyoruz.
2008 küresel finans krizinin ardından dünya ekonomisi yaklaşık on beş yıl boyunca merkez bankalarının sağladığı likidite ile büyüdü. Faizler sıfıra yaklaştı, bilanço büyüklükleri rekor seviyelere ulaştı ve riskli varlıklar önemli ölçüde değer kazandı. Ancak pandemi sonrasında ortaya çıkan enflasyonist baskılar bu dönemin sona ermesine neden oldu. Fed'in attığı adımlar bu nedenle yalnızca bugünün değil, önümüzdeki yılların finansal mimarisini de şekillendiriyor.
Kararın küresel tahvil piyasaları üzerindeki........
