Otoriterleşmeye karşı direnmenin imkânı: dün ve bugün
İnsan ömrü açısından düşünüldüğünde kırk yıl gibi kısa sayılamayacak bir süredir ‘’demokrasi’’ ideali hakkında şu kanaati taşıyorum: Kendi başına demokrasi bizatihi bir amaç olmaktan ziyade insanların kendi amaç ve değerlerini gerçekleştirmelerinin kurumsal zeminini sağlayan veya buna yardımcı olan bir araçtır. Bu çerçevede, demokrasi esas olarak barışçı iktidar değişimine ilişkin bir usuldür, kurallar ve kurumlardır.
Ancak bu, demokrasinin değerlerle bir ilişkisi olmadığı anlamına gelmemektedir. Aksine, demokratik rejimin işlemesini ve insanî-medenî temelde ayakta kalmasını sağlayan bazı değerler elbette vardır. Ne var ki, bunların çoğu demokrasinin kendi özünden gelen değerler değil, onun esas olarak liberalizmden ödünç aldığı değerlerdir.
Evet, kurumsal bir çatı olarak demokratik rejimin üzerine oturduğu sivil özgürlükler (kişi dokunulmazlığı, vicdan, düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlükleri), hukukun üstünlüğü, hukuk önünde eşitlik, kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı gibi değerler aslında liberal değerlerdir. Sosyo-kültürel temelde düşündüğümüzde de insan hayatına, bireyin bağımsızlık ve onuruna saygı, farklılığın tanınması, hoşgörü, çoğulcu zihniyet ve şiddetin reddi gibi felsefî-ahlâkî değerler için de aynısı söylenebilir. Siyasî bir ideal olarak alındığında çoğu zaman yalın ‘’demokrasi’’den değil de ‘’liberal demokrasi’’den söz etmemizin nedeni budur.
Şu veya bu ülkede demokratik rejimin işlememesinin, yıkılmasının veya istikrar kazanmasının da nedeni demokrasinin kurumsal yapısının elverişsizliği veya çökmesinden ziyade, ilgili liberal değerlerin yönetici elitte ve/veya genel olarak yurttaşlar arasında şu veya bu........
