menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

EVRENSEL HUKUK MU, GÜÇLÜLERİN HUKUKU MU?

32 0
30.08.2026

Dünyada ne zaman bir savaş, işgal, siyasi kriz veya insan hakları tartışması yaşansa önümüze aynı kavram konuluyor: “Hukukun evrensel ilke ve esasları.”

Peki nedir bu evrensel ilkeler?

Hukukun üstünlüğü, insan onurunun dokunulmazlığı, kanun önünde eşitlik, adil yargılanma hakkı, masumiyet karinesi, suç ve cezaların kanuniliği, savunma hakkı, yargı bağımsızlığı, işkence yasağı, mülkiyet hakkı, ölçülülük, devletlerin egemen eşitliği, kuvvet kullanma yasağı, iç işlerine müdahale etmeme ve antlaşmalara sadakat...

Bunların hemen tamamı insanlığın ortak vicdanının kabul edebileceği ilkelerdir.

Benim itirazım ilkelere değil.

Bu ilkeleri kim “evrensel” ilan etti ve neden aynı evrensellik güçlü devletlerin çıkarlarına dokunduğu anda ortadan kayboluyor?

Bugünkü uluslararası hukuk düzeninin tarihsel gelişimine baktığımızda karşımıza önemli ölçüde Avrupa merkezli bir sistem çıkar. Yüzyıllarca dünyanın büyük bölümünü sömürgeleştiren devletler, başka milletlerin topraklarını işgal ederken, kaynaklarını kendi ülkelerine taşırken ve milyonlarca insanı kendi siyasi iradelerine tâbi kılarken bugünkü anlamıyla eşitlikçi bir “evrensel hukuk” düzeni uygulamıyordu.

Daha sonra aynı dünya bize insan haklarını, devletlerin egemen eşitliğini ve uluslararası hukuk düzenini anlatmaya başladı.

Burada insanın sorması gereken soru açıktır:

Gerçekten evrensel bir hukuk mu inşa edildi, yoksa güç ilişkilerinin üzerine evrensel hukuk elbisesi mi giydirildi?

Elbette bütün modern hukuk ilkelerini “Batı'nın sömürgecilik projesidir” diyerek reddetmek hem tarihsel hem hukuki bakımdan yanlış olur.

Çünkü adalet Batı'nın icadı değildir.

İnsan onuru Batı'nın keşfi değildir.

Masumiyet karinesi, ahde vefa, mülkiyetin........

© Diriliş Postası