YANİ DİYORUM Kİ ÇALMIŞ
Birbirinden pek değil hiç hoşlanmayan John Slater ile Christopher Chubb... Onlar birbirini sevmezken ve mücadelelerini kimseyi karıştırmadan sürdürürken biz “The Modern Review” isimli derginin editörünün mesleki reflekslerinin peşinden sürüklenip gittik. Meraksa merak... Yaşattı, zaman zaman ise bıktırdı.
Avustralyalı yazar “Peter Carey”in “Bir Sahtekâr Olarak Hayatım” kitabı konu içinde konu açmış ve yazarı bundan dolayı okuyucuya rahatsızlık verdiğini düşünmemiş olsa da atıfta bulunduğu eser ve olayın hatırına okunmalı. Carey sağolsun hikâyeleri iç içe geçirip okuyucuyu gerçekle sanrı arasında getirip götürmüş. Kitaptaki belirsiz noktaları izaha kalksanız başınıza epey bir iş almış olursunuz.
Peki biz neden Malezya’ya gittik?
Yukarıda bahsettiğim dergi editörü “Sarah Elizabeth Jane...” Londra’dan Malezya’ya bizi götüren o. Onu götüren ise John Slater... O halde tüm bunların John Slater’ın başının altından çıktığını söyleyebilirim. Peter Carey, Slater’a öfke dolu olan Sarah’ı aynı uçağa bindiriyor. Sarah’ın yıllardır yanlış anladığı konu yıllar sonra Slater tarafından açıklanınca nedense ben de derin bir oh çektim. Spoiler gibi olmasın da meğer Sarah’ın annesi Slater yüzünden intihar etmemiş.
Başrolü kime vereceğimi şaşırdığım kurguda Chubb, Bob McCorkle isimli bir şair uyduruyor ve onun şiirlerini Personae dergisine gönderiyor. McCorkle’ın ablası Beatrice olarak mektup yazıyor, ona doğumlu-ölümlü bir biyografi hazırlıyor ve esasında dergi editörü David Weiss’ı aptal yerine koyuyor. Editör ise bu her şeyiyle uyduruk paketi araştırmadan kabul ediyor. Çünkü dergi editörlerinin hayali bilinmeyen bir yeteneği ortaya çıkartmaktır. Bu, meslekte zirve demektir.
Peki Chubb’a ne oluyor? Neden böyle uyduruk bir isim ve karakter ve hatta bir abla uydurma gereği duyuyor? Bunu yoruma gerek........
