ERDOĞAN DÜNYANIN GÖZLERİNİN İÇİNE BAKACAK
Yarın New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun kürsüsüne Recep Tayyip Erdoğan çıkacak.
Bu, sıradan bir diplomatik konuşma olmayacak.
Çünkü Erdoğan’ın karşısında yalnızca 193 ülkenin temsilcileri olmayacak. O salonda, bugünkü dünya düzenini kuranların, yönetenlerin ve değiştirme gücünü ellerinde tutanların önemli bir bölümü bulunacak.
Ve Erdoğan onlara, yıllardır söylediği bir cümlenin artık teorik bir itiraz olmaktan çıktığını anlatacak:
Bu sistem çalışmıyor.
Daha doğrusu sistem, güçlüyü korumak için çalışıyor; mazlumu korumak gerektiğinde kilitleniyor.
BM’nin bu yılki Genel Kurul teması son derece dikkat çekici: “Güveni yeniden tesis etmek, dönüşümü yönetmek: Herkes için sonuç üreten bir Birleşmiş Milletler.”
Aslında Erdoğan’ın konuşmasının en güçlü zemini tam da burada ortaya çıkıyor.
Gazze’de yaşananlardan sonra hangi Müslüman toplum uluslararası sisteme eskisi kadar güvenebilir?
Uluslararası hukuk, kararlar ve kurumlar savaşları durduramıyorsa; çocukların, kadınların ve sivillerin hayatını koruyamıyorsa dünyanın geri kalanına hangi “kurallara dayalı düzen” anlatılabilir?
Erdoğan’ın yıllardır kullandığı “Dünya beşten büyüktür” sözü tam da bu nedenle artık yalnızca Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi’nin yapısına yönelik itirazı değildir. 2005’te BM kürsüsünde daha demokratik, şeffaf ve bütün üyelerin ortak iradesini temsil edebilen bir Birleşmiş Milletler çağrısı yapan Erdoğan, yirmi yılı aşkın süredir aynı yapısal probleme işaret ediyor.
Fakat bugün şartlar çok daha ağır.
Çünkü artık tartıştığımız şey sadece Güvenlik Konseyi’nde kimin veto hakkına sahip olduğu değil.
Tartıştığımız şey, uluslararası sistemin ahlaki meşruiyetidir.
Erdoğan’ın konuşmasının merkezinde Gazze’nin bulunacağı artık belli.
Fakat Gazze meselesini yalnızca İsrail-Filistin........
