BU PARAYI NEREDEN BULDUN?
Bir dönem sosyal medya bize insanların ne yediğini, nereye gittiğini, nerede tatil yaptığını gösteriyordu. Sonra işin rengi değişti. Milyonluk otomobiller, masalara dizilmiş para balyaları, yüz binlerce liralık saatler, lüks villalar, araç konvoyları ve gelinin üzerine yığılan altınlar girdi hayatımıza. Servet artık yaşanmıyor, teşhir ediliyor. Üstelik öyle bir teşhir ki, bazen zenginlik göstergesini aşıp toplumun yüzüne karşı yapılmış bir meydan okumaya dönüşüyor: “Bakın bende ne kadar para var.” İyi de kardeşim, nereden buldun?
Devletin son dönemde yaptığı operasyonların en önemli tarafı budur. Kimsenin zengin olması suç değildir. Düğünde altın takmak suç değildir. Ticaret yapıp milyonlar kazanmak, pahalı otomobile binmek, villada oturmak da suç değildir. Ama ortada kişinin bilinen ekonomik faaliyetleriyle açıklanması güç milyonlarca liralık bir hayat varsa, devletin kapıyı çalıp “Bu değirmenin suyu nereden geliyor?” diye sorması yalnızca hakkı değil, görevidir.
Vanlı Kara Haydar olarak bilinen Mehmet Fatih Tançalan dosyasını da bu nedenle önemsiyorum. Tançalan, “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” suçundan yürütülen soruşturma kapsamında tutuklandı. MASAK raporuna ilişkin kamuoyuna yansıyan bilgilerde, 2020’den itibaren beyan edilen ticari kazancıyla hesaplarındaki para hareketleri arasında dikkat çekici bir fark bulunduğu ileri sürüldü. Hesaplardaki para trafiğinin 115 milyon liraya ulaştığı aktarıldı. Elbette suçlu olup olmadığına mahkeme karar verecek. Masumiyet karinesi herkes için geçerlidir. Fakat devletin soru sorması için mahkûmiyet kararı beklenmez. Zaten soruşturma dediğimiz şey de bu soruların cevabını bulmak için yapılır.
Asıl mesele yalnızca Kara Haydar değil. Asıl mesele Türkiye’de giderek arsızlaşan servet teşhiridir. Eskiden kara paranın tabiatında saklanmak vardı. Paranın sahibi görünmemeye, servetinin........
