Yapay sınırlar, kurgusal düşmanlar: Boğazlardan Basra’ya coğrafyanın yüz yıllık akıl tutulması
E. Yarbay Halil Mert yazdı;
YAPAY SINIRLAR, KURGUSAL DÜŞMANLAR: BOĞAZLARDAN BASRA’YA COĞRAFYANIN YÜZ YILLIK AKIL TUTULMASI
DÜŞMANI KİM ÜRETİYOR?
PSİKOLOJİK HARP, JEOPOLİTİK MÜCADELE VE İSLAM DÜNYASININ KAYBETTİĞİ ORTAK AKIL…
“Ey düşmanım, sen benim ifade ve hızımsın;
Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!”
Siyasette ve jeopolitikte "düşman", sadece çatışılan bir unsur değil; kitleleri konsolide etmenin, sınırları yeniden çizmenin, deniz hatlarını tutmanın ve işgalleri meşrulaştırmanın en kullanışlı aracıdır. Emperyal akıl, varlığını ve müdahalesini sürdürebilmek için her zaman kontrol edilebilir bir düşmana ihtiyaç duyar.
Amerika Birleşik Devletleri, özellikle 11 Eylül Saldırıları’nın ardından tam da bu öğretiyi devreye soktu. Bir gecede üretilen ve küreselleştirilen "kurgusal düşman" algısı; önce Afganistan’ın, ardından Irak’ın ve nihayetinde tüm Orta Doğu’nun taraflı bir illüzyonla ateşe verilmesinin gerekçesi yapıldı.
Düşman tesadüfen mi ortaya çıkar?
Uluslararası ilişkiler tarihine baktığımızda, düşmanlıkların tamamının kendiliğinden ortaya çıkmadığını görürüz. Devletler bazen gerçek tehditlerle mücadele ederken, bazen de oluşan tehdit algıları üzerinden güvenlik politikaları geliştirirler. Tarih boyunca propaganda, psikolojik harp, istihbarat faaliyetleri ve vekâlet savaşları, büyük güç rekabetinin ayrılmaz parçaları olmuştur.
11 Eylül 2001 saldırıları bu açıdan yalnızca Amerika Birleşik Devletleri'ne yapılmış bir terör saldırısı değildir. Aynı zamanda uluslararası sistemin yeniden şekillendiği tarihî bir dönüm noktasıdır. Afganistan ve Irak müdahaleleriyle birlikte Orta Doğu'nun dengeleri değişmiş, yeni çatışma alanları ortaya çıkmıştır.
Ancak bugün asıl sormamız gereken soru şudur:
Bu coğrafyanın insanları neden sürekli birbirinin düşmanı hâline geliyor?
Yüz yıl önce aynı devletin insanlarıydık…
Bugün Irak, Suriye, Filistin, Ürdün, Lübnan ve Hicaz olarak bildiğimiz coğrafya, yaklaşık yüz yıl önce aynı devletin sınırları içindeydi.
Aynı medeniyetin mensuplarıydık. Aynı kıbleye dönüyorduk. Aynı tarihî hafızayı paylaşıyorduk.
Bugün ise yapay sınırların ayırdığı devletlerde yaşayan insanlar, çoğu zaman birbirlerini tehdit olarak görüyor. Bu değişimin sadece askerî veya siyasî sebeplerle açıklanması mümkün değildir.
Kimlikler değişti. Algılar değişti. Öncelikler değişti. Ve en önemlisi; zihinler değiştirildi.
Düşman imalatı ve "İngiliz Aklı"
ABD’nin bugün sahadaki uygulamaları, telif hakkı "İngiliz aklı"na ait olan klasik bir BÖL-PARÇALA-YÖNET operasyonudur. İngiliz stratejik aklı, tarih boyunca sadece kendi müttefiklerini değil; karşıtını, düşmanını, sağını, solunu ve hatta radikal unsurlarını bizzat tasarlayıp kontrol etme yeteneğiyle öne çıkmıştır.
Zıtlıkları yönetmek, doğrudan yönetmekten her zaman daha ucuzdur. Yemen ile Suudi Arabistan’ı, İran ile Körfez hattını birbiriyle çatıştıran, meşruiyetini bu gerilimden alan dinamiklerin arkasında tam olarak bu akıl yatmaktadır. Sahada tetiği çekenler yerel aktörler olsa da senaryoyu yazanlar ve silahı tedarik edenler küresel vesayet odaklarıdır.
Yüz yıllık parçalanma: Biz nasıl bu hale geldik?
Bu noktada, bu coğrafyanın çocukları olarak kendimize şu yakıcı soruyu sormak zorundayız:
Henüz 100 yıl önce aynı sancak altında, büyük Osmanlı devletinin eşit vatandaşları olarak yaşayan bizler; nasıl oldu da masada cetvelle çizilmiş yapay sınırların arkasına saklanıp birbirimize amansız düşmanlar haline geldik?
Kendi tarihimize, kültürümüze ve ortak geleceğimize yabancılaştırılmamız tesadüf değildir. Bizi birbirimize kırdıran irade, sınırlarımıza dikenli teller çekmekle kalmamış; zihinlerimize de aşılması imkânsız duvarlar örmüştür.
Karadeniz’den Kızıldeniz’e gölge oyunları ve İsrail-Ukrayna senkronizasyonu…
Günümüzde çatışmalar artık sadece kara sınırlarında yürütülmüyor; ticaret rotaları, boğazlar ve açık denizler doğrudan hedefte. Psikolojik harp ve "Sahte Bayrak" (False Flag)........
