menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Savaş, Türkleri İran’a çağırıyor!

13 0
15.03.2026

Cem Kıran, Moskova’dan yazdı;

SAVAŞ, TÜRKLERİ İRAN'A ÇAĞIRIYOR!

Uzun zamandır bu köşeden sizlere Rusya coğrafyasından, Avrasya'nın kalbinden haberler aktarmaya çalışıyorum. Bunu yaparken de meseleleri ana dilinde araştırıp, yerinde tecrübe edip sizlere sunuyorum. Bugün anlatacaklarım ise savaş sanatının o hilekâr yüzünün, Türkleri nasıl İran'da bir savaşın eşiğine getirmeye çalıştığı üzerine olacak.

4, 9 ve 13 Mart tarihlerinde ardı ardına gelen haberlerle öğrendik ki; İran'ın fırlattığı füzeler, Türkiye semalarında imha edilmiş. Milli Savunma Bakanlığımız bunu “NATO hava savunma şemsiyesi” adı altında kamuoyuna duyurdu. “Uzayda” vurulduğu kısmını ise satır aralarına sıkıştırıp geçtiler. Oysa asıl mesele tam da orada başlıyor.

Hatırlayalım: 2015 yılında Rus Su-24 uçağı düşürüldüğünde aynı “NATO şemsiyesi” neredeydi? Olası bir Rusya-Türkiye savaşı arifesinde neden bu kadar hazırlıklı değillerdi? Şimdi ise İran'ın, hedefine gitmesi gereken bir füze, tam Türkiye semalarında durduruluyor. Üstelik bu füze, büyük olasılıkla doğu Ege adalarında konuşlanmış ABD üslerini hedef alıyordu. Silahlandırılmaması gereken bu adalar, zamanı geldiğinde Türkiye'ye karşı kullanılmak üzere yığınak yapılan noktalar haline gelmişken.

Şimdi soruyorum: İran'ın füzesi neden vuruldu? Kimin çıkarları için?

Uğur Mumcu'nun 1987'de yazdığı “RABITA” kitabını hatırlayalım. O kitapta, Suudi Arabistan merkezli Rabıta örgütünün Türkiye'deki faaliyetleri ve devlet kurumlarıyla ilişkileri, belgeleriyle ortaya konmuştu. Amerika'nın bir eyaleti olan Suudi Arabistan'ın, İran'ı Türkiye'de düşmanlaştırmak için nasıl çalıştığı da apaçık görülüyordu. Aradan geçen yıllar boyunca bu çark döndü durdu. “Üstad”, “hoca”, “efendi hazretleri” gibi sıfatlarla ortaya çıkanlar, inanan insanların zihinlerini İran'a ve onun kadim halkına karşı zehirlediler. O kadar başarılı oldular ki, kendine “entelektüel” diyen, Türk toplumunda söz sahibi insanlar bile İran'ı “özgürlüklerden yoksun” bir ülke olarak tanımlar, Suudi Arabistan'ın insan hakları karnesini görmezden gelir oldu.

Bir yanda “onlar Şii, Şiiler hilekârdır” diye sosyal medyada propaganda yapılırken, öte yanda Azerbaycan halkının da Şii Müslüman olduğu unutuluyor. Kültürel erozyonla uyuşturulmuş bir toplum var karşımızda. Erkekler mafyavari dizilerle, kadınlar ise karakterlere hapsolmuş senaryolarla gerçek dünyadan koparıldı. Ekonomik yıkımla tarumar olmuş, toplumsal duyarlılığını yitirmiş bir halk... İşte tam bu noktada NATO'nun (ABD ve onun sırtındaki sülük İsrail'in) oyunu devreye giriyor.

İsrail ve ABD'nin askeri planlayıcıları, Türkiye'yi ve Azerbaycan'ı tuzağa çekip, İran'a karşı bir karşılık vermeye zorlamak istiyor. Eğer bu cevap verilseydi, İran'ın hava savunma gücü bölünecek, İsrail ve ABD, hedeflerine çok daha hızlı ulaşacaktı. Hürmüz Boğazı'nın küresel petrol piyasalarına yıkıcı etkisini hafifletmek istiyorlar. Oysa Hürmüz, yalnızca bir boğaz değil, Avrasya'nın enerji damarlarından biridir. Bu damara kim musallat olursa, bütün bir kıtanın kaderiyle oynar.

Ukrayna'da yaşananları hatırlayın. Mariupol kuşatması sırasında küresel medya, yanmış evleri, sokakta kalmış insanları gösterip, Rusya'yı canavar ilan etti. Peki kimse dönen oyunu görmedi mi?

2014'te Kırım'dan çekilen Ukrayna ordusu, 2022'de neden Mariupol'de masum insanlar ile dolu olan şehirde mevzilendi? Çünkü 2022 yılına gelene kadar Ukrayna elitleri ile Batı anlaşmışlardı: Ukrayna'ya “arkanızdayız” dendi, değerli madenler paylaşıldı, ülke fanatik taburlarla donatıldı. Onurlu bir subay, halkının öleceği bir savaşta onları asla tehlikeye atmaz. Ama fanatikler ile içi doldurulmuş ayak takımından kurulu, sonradan orduya “SS” gibi monte edilen askerler, halkı umursamadı.

İşte Mariupol'de de öyle oldu. Ruslar, Mariupol içinde sivil halk olduğu için Ukrayna güçlerinin çatışmaya girmeyeceğini düşündü, yanıldılar. Sonuç: yıkılmış bir şehir, ölen siviller.

Aynı Ukrayna, kaybettiği Zaporijya Nükleer Santrali'ne dronlarla saldırdı, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu konvoyunu hedef aldı. Ben o bölgeye giderken benim aracıma da saldırı girişiminde bulundular.

Dünya kamuoyunun dikkatinin bölgeden dağılmasını istemedikleri için. Vurdukları yerleri genelde sahiplenmeyen Ukrayna, ölen, yaralanan insanları da “Rusya vurdu” diyerek suçluyor, tıpkı ABD’nin füzeler ile bazı Arap şehirlerini vurduğu gibi.

Şimdi aynı oyunu Türkiye'ye ve Azerbaycan’a karşı oynuyorlar.

“İran'dan ateşlendiği” ifade edilen füzeyi vurarak, bizi savaşın içine çekmek istiyorlar. Biz oyunlara gelmeyecek bir milletiz demeyi çok isterdim fakat tarihimiz bunun tam tersini söylemekte. Kıbrıs çıkarması sırasında “Kahraman ilan edilen dönemin sağcı ve solcu koalisyon liderleri Erbakan ve Ecevit”, ABD’nin Türk ekonomisini dinamitlemesi ile bir anda erken seçime gittiler.

Türk halkını kahraman ilan ettikleri liderlere karşı dolarizasyonu kullanarak manipüle etmişlerdi, şimdi de sözde bize fırlatılan “İran Füzeleri” ile manipüle etmeye çalışıyorlar.

Sizce İran, Türkiye’ye neden füze atsın? Ne çıkarı olabilir?

İran, bizim kadim komşumuz, kardeş coğrafyamızdır. Rusya bizim onurlu savaşlar ve barışlar yaptığımız, liderine ülkemizde büyük saygı duyulan bir komşumuz. Azerbaycan ile ilişkilerimiz ise maalesef Siyonizm üzerinden her geçen gün gerilmekte ve Azerbaycan, bu İsrail ile olan ilişkilerini Türkiye’ye anlatamamakta, bu durum Türkiye’de yaşayan milyonlarca insanın Azerbaycan’a bakış açısını da her gün olumsuz manada etkilemekte.

“NATO şemsiyesi” bizi korumuyor, aksine bizi CIA’nın yaydığı “neo-Osmanlı”, “ılımlı İslam”, “radikal İslam” kavramları ile ülke içinde yol ayrımına götürüp İsrail’e hedef haline getiriyor. İsrail, kontrol edemediği İran’ı bu kavramların içinden yetiştirdiği suni korku ile uzun yıllar algı yarattı, şimdi ise sırada Türkiye var.

Avrasya'nın uyanışı, işte tam da bu farkındalıkla başlayacak. Bizler, kendi coğrafyamızın gerçeklerini, kendi medeniyetimizin kodlarını unutmadıkça, bu oyunların hepsi bozguna uğrayacak.

Yeter ki uyanık olalım, yeter ki birlik olalım. Savaş çağırıyor olabilir, ama biz barışı, kardeşliği ve Avrasya'nın aydınlık geleceğini inşa edeceğiz.

Cem Kıran, dikGAZETE.com


© Dikgazete.com