Güvez (bir roman denemesi)
Güvez (bir roman denemesi)
Derler ki; “dünya iki kapılı bir handır.
Öteki kapıdan çıkılır”.
Ama insanların çoğu o hanı fark etmeden geçer.
Yolu yürürler, kervanlarına yetişirler, yüklerini taşırlar. Taş duvarların ne gördüğünü, gecenin ateşe ne söylediğini kimse sormaz.
Durabilenler görür ki o handa iki şey hiç eksik olmaz:
Kazan her gece kaynar.
Kim gelirse gelsin, kim giderse gitsin, hanın ortasında bir ateş yanar, kazan ağır ağır burçak kokar.
Ve o ateşin başında bir adam oturur.
Onun gerçek adını kimse bilmez.
Han halkı ona Güvez der.
Güvez’in iri zeytin gözleri vardır. Saçları biraz uzundur, hafif dalgalıdır. Şakaklarında ince kırlaşmalar başlamıştır.
Zayıftır ama kemikleri çıkmış değildir.
En çok da elleri dikkat çeker.
Ateşi karıştırırken, bir köz parçasını içeri iterken, sönmeye yüz tutmuş bir alevi üflerken o elleri gören biri ister istemez durur.
İki Kapılı Han’da herkes şunu bilir:
Güvez yoksa ateş yok.
Çünkü o ateş Güvez’in yadigârıdır.
Taş duvarlar ay ışığında ağır bir renk almıştı. Avluda dolaşan rüzgâr bazen ateşin dumanını yere yatırıyor, bazen de kapının altından bulduğu ince aralıktan dışarı sürüklüyordu.
Develerin çıngırakları uzaktan duyuluyordu.
Burçak çorbasının kokusu geceye karışıyordu.
Güvez, ateşin önündeki posta oturmuştu. Sağ elindeki ince odun parçasıyla közlerin arasını açtı. Birkaç küçük kıvılcım yükseldi.
Uzun süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra başını kaldırdı.
Odunun ucunda kalan külü taş zemine vurdu.
Hancı, kazanın kapağını kaldırdı. Buhar yüzüne vurunca başını yana çevirdi. Kepçeyi daldırıp çorbayı bir kere karıştırdı.
Güvez, ateşten gözünü ayırmadı.
“İnsan yolda bir şey kaybeder.”
Öne eğilip dışarı düşmüş küçük bir közü maşayla yeniden ateşin içine bıraktı.
“…onu bir geceliğine bulduğu yerdir.”
Kapağı........
