Belirsizliğin iktidarı ve dağılan hayatlar: 'Sarı Zarflar'
Belirsizliğin iktidarı ve dağılan hayatlar: 'Sarı Zarflar'B
İlker Çatak’ın Altın Ayı ödülü kazanan filmi ‘Sarı Zarflar‘ı, ismi ve afişindeki o hemen kendini hissettiren cazip tuhaflıkla karşılaştığım andan beri merakla bekliyordum. İyi bir tesadüf eseri, filmi Türkiye’de gösterime girmeden hemen önce, Berlin’de izledim.
Türkiye’de geçen bir hikâyenin, Almanya’da -üstelik Berlin ve Hamburg’un açıkça Ankara ve İstanbul’un yerine geçtiği bir düzlemde- kurulması ilk bakışta daha çok teknik ya da prodüksiyonla ilgili bir tercih gibi görünebilir. Ancak film ilerledikçe bunun yalnızca pratik bir karar olmadığını, anlatının kurucu katmanlarından biri olduğunu fark ediyorsunuz. Çok şık, çok cesur ve barındırdığı yabancılaştırma ihtimaliyle çok da riskli bir tercih. Filmin bence o denli lehine işlemiş ki başta bu tercihe dair öngörüsü için yönetmeni tebrik etmek gerek.
İlker Çatak’ın Türkiye’de geçen Türkçe bir filmi Almanya’da çekmesi, hikâyeyi yerinden etmekle kalmıyor, aynı zamanda ona yeni bir tarihsel ve duygusal bir derin bağlam da kazandırıyor.
Filmi izlediğim günün başlangıcı Berlin’de çok güzel bir erken bahar günüydü. Filmden sonraysa sarı taksilerin art arda dizildiği, sarı ışıklı bir Berlin gecesine çıkmak etkileyici oldu.
O öğleden sonra Barbaros Altuğ’la buluşmuştuk, güzel sohbetimizin heyecanlı konularından biri de filmdi. İzlemeden önce, özellikle dikkatimi çektiği bir şey vardı: Filmin bazı kritik sahnelerinin, Almanya’nın kendi tarihsel kırılmalarını taşıyan mekânlarda çekilmiş olması. Özellikle mahkeme sahnelerinde, 1933 tarihini taşıyan ve Almanya’nın karanlık geçmişine doğrudan referans veren binaların kullanılması, hikâyeyi yalnızca Türkiye’ye ait bir politik anlatı olmaktan çıkarıp çok daha geniş bir tarihsel sürekliliğin parçası hâline getiriyordu.
Altuğ’un şu cümlesi aklımda yer etti: “Geçmişte yaşananlar bugüne, ama bugün Türkiye’de yaşananlar da geleceğe ve Almanya’ya hiç uzak değil.” Bu hissi büyük bir güçle taşıyan, ana malzemelerinden biri de tiyatro olan filmdeki mekansal değişimin yarattığı teatrallik hissi, mekânların belleğiyle birleşerek güçlü bir ifade aracına dönüşüyor.
Berlin yolculuğuma da Barbaros Altuğ’un son romanı ‘Uzun Bir Kışın En Karanlık Gecesi‘ eşlik etmişti. Filmi izleme öncesi bir sosyoduygusal hazırlık mükemmel biçimde tamamlandı böylece.
Kitap homofobi, ayrımcılık ve şiddet gibi temaları yabancılık, yerinden edilme, dünyaya tam olarak yerleşememe hâliyle harmanlıyor. Bu kısa ve yoğun metinde dolaşan duygular, filmdeki karakterlerin yaşadığı kırılmalarla yer yer beklenmedik biçimde kesişiyor. Berlin’de yaşayan bir yazar ile Berlin’de izlenen ve Türkiye’yi anlatan bir film arasında kurulan bu bağ, aslında filmin tam da söylediği şeyi yeniden üretiyor: Bu hikâye tek bir yere ait değil.
Tarihsel kırılmayla temas
Yerellik ve evrensellik dengesini olağanüstü bir başarıyla kuran, günümüzde geçse de ‘zamansız‘ bir film ‘Sarı Zarflar‘. Öte yandan gerçeklikle bağları son derece sağlam ve didaktik olmaksızın çok da politik bir film. Nadiren kurulabilen bir denge daha.
Film, bir sarı zarfla hayatı altüst olan bir çiftin hikâyesini anlatıyor. Akademisyen ve tiyatro yazarı Aziz ile Devlet Tiyatroları’nın önemli oyuncularından Derya’nın hayatı, bir anda gelen ihraçlarla geri dönülmez biçimde değişiyor. Aziz’in ders sırasında öğrencilerini dışarıdaki eyleme katılmaya teşvik etmesiyle başlayan süreç, yalnızca onun değil, çevresindeki pek çok insanın da hayatını etkileyen bir tasfiye dalgasına dönüşüyor. Sarı zarflar birer birer dağıtılırken, neyin suç olduğu, kimin sırada olduğu, bir adım sonra neyin geleceği, belirsiz, uzun bir bekleyişe dönüşüyor.
Bu noktada film, Türkiye’de çok somut bir tarihsel kırılmaya doğrudan temas ediyor: Barış Akademisyenleri süreci. Üzerinden 10 yıl geçmiş olmasına rağmen, etkileri hâlâ süren bir kırılma bu. Bir gecede işinden edilen, mesleğinden koparılan, pasaportuiptal edilen, kamusal hayattan dışlanan insanlar… Sivil ölüme mahkûm edilen hayatlar. Sadece işini değil, hayatlını, ilişkilerini, geleceğini, ‘kimliği‘ni kaybedenler. Bu süreçte hayatını kaybedenler de oldu. Çok daha fazlası için de hayat geri dönülmez biçimde değişti.
‘Sarı Zarflar‘, bu süreci doğrudan yeniden canlandırmaya çalışmıyor ama onun duygusunu, hızını ve şok etkisini ve arkasındaki siyasal, toplumsal zemini son derece sahici bir biçimde yakalıyor. Özellikle bu süreci yaşamış ya da ona yakından tanıklık etmiş olanlar için film, hatırlamanın neredeyse........
