Bir insan hayatımızdan ne zaman gerçekten çıkar?
Bir insan hayatımızdan ne zaman gerçekten çıkar?B
Ingmar Bergman’ın ‘Bir Evlilikten Manzaralar‘ dizisinde Johan, bir gece Marianne’e başka bir kadına âşık olduğunu ve ertesi gün onunla Paris’e gideceğini söyler. Marianne’in öğrendiği şey yalnızca kocasının gideceği değildir. O geceye kadar içinde yaşadığını sandığı evliliğin, karşısındaki için çok daha önce başka bir yere varmış olduğunu da anlar. Ayrılık aynı odada konuşulur ama iki kişi için aynı gece başlamamıştır.
Gerçek hayatta da son çoğu kez ayrılık cümlesinden önce gelir. Bir meseleyi açmamış, kırıldığımız bir şeyi söylememiş, karşılığını alamadığımız bir yakınlığı bir kez daha istememişizdir. Sonra yoruluruz; aynı yerden tekrar tekrar incinmemek için beklentimizi biraz geri çekeriz. Dışarıdan her şey sürerken karşımızdakinin farklı davranacağına ilişkin ümidimiz azalır.
Bu değişim iki tarafta aynı zamanda gerçekleşmez. Taraflardan biri aylar, hatta yıllar boyunca kırılmış, konuşmayı denemiş, beklemiş, sonra daha az konuşmaya başlamış olabilir. Bir süre sonra öfkesi bile azalır. Bu her zaman huzura kavuştuğu anlamına gelmez; kimi zaman öfkeyle birlikte, karşı tarafın hâlâ bir şeyi değiştirebileceğine dair beklenti de çekiliyordur.
Sessizce geri çekilmenin kendisi de bir karardır. Vazgeçtiğimizi söylemediğimizde, karşımızdakiyle ilgili vardığımız yeri ona söylememiş oluruz; kendisinden vazgeçildiğini bilmeyen kişi buna cevap verme imkânını da bulamaz.
Diğeri ise bütün bunlarla son sözlerin söylendiği gün karşılaşabilir. Biri o sözleri ilk kez duyar, öteki o noktaya gelene kadar pek çok küçük vedayı çoktan yaşamıştır. Sonrasında kimin daha çabuk toparlandığına bakarak kimin daha çok sevdiğine karar vermek bu nedenle doğru olmaz. Yasın başlangıç tarihi o bağın sona erdiği tarihle aynı değilse, sonrasındaki hız da sevginin güvenilir ölçüsü olamaz.
Dostluklarda bu fark daha kolay gözden kaçar. Bir aşk bittiğinde çevremiz ne olduğunu bilir; ayrılık sözcüğü vardır, boşanmanın hukuku ve eski sevgilinin toplumsal bir yeri vardır. Oysa yirmi yıllık arkadaşımızla artık konuşmadığımızı söylediğimizde çoğu kez hikâyenin devamı beklenir: “Ne oldu?”
Bu soru, dostlukların sessizce seyrelmesini bir açıklama gerektirmeyecek kadar olağan saydığımız için sorulur. Bir arkadaşlığın bitmesi için ortada anlatmaya değer bir olay olması beklenir; öyle bir olay yoksa kaybın kendisi de küçülür. Oysa aynı dostluk, aynı yıllar boyunca hayatımızın en çok konuştuğumuz, en çok güvendiğimiz bağı olmuş olabilir.
Dostluklar hayatımızın en uzun bağları arasında yer alır ama bitişlerine eşlik eden ortak bir törenimiz yoktur. Kimi dostlukların ardından tuttuğumuz yas neredeyse kaçak yaşanır. Kaybettiğimiz kişi önemlidir ama kaybımıza verilmiş bir isim yoktur; bu yüzden çoğu kez hem arkadaşımızı kaybederiz hem de bu kaybı ciddiye alma hakkını kendimizde bulamayız.
“Ne zaman bitti?” sorusunun iki kişi için aynı cevabı olmayabilir. Üstelik biri hayatımızdan çıktığında her şey sona ermez; onunla kurduğumuz şeyin tamamı onunla birlikte gitmez.
Giden kişiye ilişkin bilgimiz silinmez. Yıllar sonra hâlâ hangi şakaya güleceğini bilir, bir haber duyduğumuzda vereceği tepkiyi tahmin ederiz. Gittiğimiz bir........
