menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çerçeve | Yaşam Nehri Üzerinde – Hugo Simberg

26 0
05.04.2026

Çerçeve | Yaşam Nehri Üzerinde – Hugo SimbergÇ

Fin sembolist ressam Hugo Simberg’in, kitapçı arkadaşı Viktor Hoving için bir ex-libris (kitap etiketi) olarak tasarladığı 23,6 × 14,2 cm boyutlarındaki 1896 tarihli çalışması.

Beyazlar içindeki figür, kitap dolu kayıkla dar bir nehirde süzülüyor. Gökyüzü alabildiğine mavi. Yolunun üstünde çıplak ağaçlar, yaban çiçekleri ve gelecek var. 

Çimenliği yaran nehir yeryüzünü kıvrıla kıvrıla dolaşıyor. Bazen dar, bazen geniş. Kimileyin mavi, kimileyin bakıra çalıyor. Sığlaştığı da oluyor, ya da, en kötüsü, bir daha hiç derinleşmeyeceğe benzediği. Beyazlı figürün tanış olduğu bir duygu. Yavaşça sürükleyen akıntıya teslim olaberi kimbilir kaç kez rasgeldi. Ne önemi var? Sessizce süzülüyor.

Beyaz figürü arkadan görüyoruz, yanisi, ancak gideceği yönden haberliyiz. Üstüne çıktığı kitaplar belki doğumunu, gelip-geçtiği manzaraları, ıslatıp geçen yağmurları anlatabilir. Mesela vaktiyle suya düşüp düşmediğini yığılmış kitaplardan öğrenebiliriz. Fakat çokları eksik. Akıntı boyunca bazı anlar sayfalaşmadı, geride hiçleşti. Şimdi kayığın başında kalınca bir kitap açık. Boş sayfalar yazılmaya mahkum. Beyaz figürün usulca ilerlemekten başka çaresi yok.

Görmek için burada. Görmek, geçmek ve nihayet nehirle beraber silinmek için. Yolculuğun sertleştiği vakitler sağ elinden hiç bırakmadığı küreği suya daldırıyor: Nehrin akıntısına azami müdahalenin yolu. Kabul edelim ki böyle gitmez, bir noktada son bulmalı nehir.

Acaba kayığa başkasını aldı mı, aldıysa, nasıl yeniden tekleşti? Veya tam tersi: Acaba başkasının kayığına bindi mi, bindiyse, nasıl oldu da nehir onları kopardı? Gelgelelim akıntı bir an durulmuyor. Tabii hep ileriye yönelecek değil… Nehir yolunun zaman zaman boyama kitaplarındaki rasgele çizgileri andırmak gibi çirkin bir huyu var. Böyle vakitlerde beyaz figür bir teslimiyetle dönüp dolaşır, geçtiği yerlere paralel yol almaya başlar. Yine de, bir babanın en çaresiz anda tabağındaki haşlanmış patatesleri seyreden kızına dediği gibi, ‘‘Ye, yemeliyiz!’’  

Kayıktaki kitapların sayısı nehrin son dönemeçlerinde öyle arttı ki, yakında hafızasını suya feda etmesi gerekebilir. Yoksa ilerlemesi zor. Hah, etmezse, ilerlemesi gene zor. Çünkü ağırlığa dayanamayan kayık elbet su almaya başlayacak. Nehrin akışına söz geçiremez ya. 

Kayık ağırlaşırken toptan bir muhakemeye varmak ihtiyacı da ağırlaşıyor. Etraf sessiz, neredeyse ılık. Önünde sakin bir suyolu. İki yanında yemyeşil bir açıklık. Kel ağaçların arasından geçiyor, renkli yaban çiçeklerini aşıyor. Yaşam nehrine pembe bir fiyonk bağlamalı. Ağır ağır süzüldüğü ölüme yusyuvarlak bir gülücük çizmeli. Finali sırtüstü rahatlatacak bir denklem, felsefe, gülüş bulmalı.

80’ine basan Julian Barnes, yeni ve ‘son’ romanı ‘Departure(s)’ın finalinde okuruna ve dünyaya nasıl el sallıyordu? Din aksini vadetse de, yaşam mutlu sonlu bir trajedi değil; trajik biten bir güldürü, ya da, en iyi ihtimalle, üzücü biten bir hafif komedi. Veya nasıl derlerdi; düşünenlere komedi, hissedenlere trajedi.

Çerçeve | Martigues’deki Kayıklar – Raoul Dufy

Çerçeve | La Lecture au Coin du Feu – Hale Asaf

Çerçeve | Krizantemli Kız – Olga Boznańska 


© Diken