Yazı, huzur ve başka şeyler
Yazı, huzur ve başka şeylerY
Melâlini anlamayan nesle âşinâ değiliz.[1]
Orhan Veli’nin ‘İşsizlik‘ adını verdiği bir öyküsü var. Yaprak dergisinde 1 Haziran 1949’da yayımlanmış.
Çevirileri, hikâyeleri, dergiciliği varken aklımızda hep şair Orhan Veli kaldı.
Hikâyedeki işsiz kişi şairin kendisi. Aç. Bir parkta oturup hayal kuruyor. Neyseki sigarası var, o da olmasa felaket. Herkesin yemeğe gittiği bir saatte parkta aval aval oturmaktan utanıyor; ama hayal kuruyor işte, bir petrol arama tesisinden yapılan iş teklifini kabul edecek olsa kira derdi olmayacak başının üstünde bir koğuş var, yemek derdi olmayacak tabldot var, para dedi olmayacak maaş var.
Orada bir arkadaş düşünüyor, ona bir ad veriyor, eğitim ve dil yeteneği derken aynı odada kalıyorlar. Temiz suya ve ilaca, tuvalete erişim çok zor. Her şey karın ağrısı. Haydi onu geçtim, oda arkadaşı Ahmet Hâşim şiirlerini seviyor. Bizimki Nâzım Hikmet’i sevdiği için anlaşamıyorlar ama olsun.
Kendini de saklıyor, Orhan Veli olduğunu hikâyede oda arkadaşına söylemiyor. Söyleyecek olsa duyacaklarından emin çünkü:
“Orhan Veli mi? Onlar da mı şair? Bırak şu bopsitilleri Allah Aşkına. Bu türlü maskaralıklar Avrupa’da çoktan geçti. Yazsalar ya vezinli kafiyeli, doğru dürüst şiir. Yazsalar ya. Sıkı mı? Yazamayınca ne yapacaklar? Tabii böyle binbir şaklabanlıkla nazar-ı dikkati celp etmeye çalışacaklar. Kolay iş bunlar, kardeşim, kolay iş. Halbuki sanat o kadar da kolay değil.”[1]
Yaz günü ve sıcaktır odaları, güneşten kaynar adeta. Ama işte başlarında bir çatı vardır.
İşsizlik gittikçe zorlar şairi. Parkta hayallere dalmışken bir güzel köfte kokusu gelir ki, dilere destan. Köftenin kokusu olur da dumanı olmaz mı?
Huzurunu arayan cümleler
Bir hikâye kitabıyla hayatımıza giren ve anlam bulan kaç yazar var ki? Orhan Veli, Metin Eloğlu, Ülkü Tamer aklıma ilk gelenler.
Şiirle başlayıp şiirle devam eden ve şiirden başka bir şey yazmayı şair adına doğru bulmayan Fazıl Hüsnü Dağlarca edebiyatımızda neredeyse bir istisnadır.
Şairlerimiz roman, öykü, deneme ve oyun yazmaya çok hevesli ve hakikaten beceriklidir.
Nâzım Hikmet ve Melih Cevdet Anday’ın şiirimizdeki yerini tartışma dışında tutarsak her iki şairimizin de çok iyi romanlara ve oyunlara imza attığını da kabul etmek durumundayız. Nâzım Hikmet gibi Melih Cevdet de gazetede köşe yazarlığı yapmış ve oyunlar yazmıştır.
Eleştirmenlerin gizli gizli şiir yazdığını düşünmek istiyorum bir yandan. Asım Bezirci’nin şiirlerini okuduğumda eleştiride ısrar etmesinin ne kadar yerinde bir karar olduğunu düşünüyorum hep. Fethi Naci’nin bir gün bir yerden bir roman taslağının çıkacağını düşünmek iyi geliyor bana. Bedrettin Cömert’in Nâzım’a öykündüğü şiirleri varmış, düşünmesi bile kalp ağrısı…
Salah Birsel’e hangimiz kötü şair diyebiliriz ki? Ama onu daha çok denemelerinden tanırız. Melih Cevdet de çok iyi denemecidir ve hatta röportajları ders olarak okutulmalıdır, ama ne olursa olsun öncelikle şairdir.
Şairlikten ‘tart’ edilip öykü ve romancılığa yelken açan Orhan Kemal ve Kemal Tahir’i de anmadan geçmeyelim. Balaban da bir roman yazdı, Şair Baba ve Damdakiler bir devrin göz nuru ve tanığıdır.
Metin Eloğlu’nun ressamlığını yabana atamayız,........
