menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Meslek örgütü ne işe yarar?

14 0
yesterday

Meslek örgütü ne işe yarar?M

Bir yazar, şair, sanatçı, gazeteci, çevirmen ya da editör için meslek örgütü gerekli midir? Ya da bu meslek örgütleri ne iş yapar, varlık nedenleri nedir?

İdealize etmeye başlamadan önce meslek örgütlerinin genellikle etkisiz, bir alanda sıkışmış ve parçalı yapıları nedeniyle dağınık olduklarını kabul etmek gerek.

İster ‘gerizekâlı bir yayıncı’ koyulsun adı, ister pencereyi açtığı ve çalışma koşullarını eleştirdiği için işten atılan bir genel koordinatör, her koşulda meslek örgütü gereklidir. Gazeteciler için sendika ve cemiyet, bir anlam ifade ettiği gibi yazarlar ve çevirmenler için de meslek örgütleri anlam ifade eder.

Her şeyden önce yazma ve yayınlatma özgürlüğü, telif ve fiyakadan önce gelir. İşin bu kısmında meslek örgütünü klasik anlamda bir ‘örgütlenme‘ başlığı altında toplamamız yerinde ve güncel olmayabilir. Evet, belki 1970’ler boyunca sinemacıları ve yazarları bir araya getiren meslek örgütleri, aynı zamanda örgütlü bir potansiyeli de var edebiliyordu. Ama günümüzde bunun görece zayıfladığını söyleyebiliriz.

Bugün var olan örgütler de bir hak arama mücadelesi veriyor elbette ama asıl olarak bir arada olma, dayanışma, alanın varlığını sürdürme gibi iddialarını sürdürüyorlar diyebiliriz.

Meslek örgüterinde aynı işi yapan insanlar bir araya gelir ve hak mücadelesi vermekte, meslek standartları oluşturmakta, iş verene ve kamuya karşı temsil yeteneği göstermekte öne çıkabilir, görev üstlenebilir. Hatta greve bile gidebilir. Ne yazık ki gazeteciler, yazarlar, sanatçılar, çevirmenler ya da editörleri bir araya getiren meslek örgütleri için aynı tanımı vermemiz mümkün değil. Çünkü bu alanda üretim bireysel olduğu kadar düzensizdir de. İşveren-işçi ilişkisi görünür düzeyde belirgin değildir. Yapılan iş doğrudan kamusal alanla ilişkilendirilir.

Oysaki her editör sabah kalkıp işe gidiyor, onu ofiste bazen asık yüzlü patron beklediği gibi bazen de işsizlik bekliyor olabilir. Zaten dün akşam işten çıktıktan sonra yolda ya da evde en azından üç dört saat daha çalışmaya mecburdur. Çünkü o yayınevi işyeri değil evdir, editör çalışan değil aile üyesidir… Dolayısıyla fedâkarlık etmesi gerektiği üzerine konuşulması bile gereksizdir(!)

Öyle ya her insan evine giderken turnikeden geçiyor ve kart basıyor, evet. Her insan öğle yemeğinde evinden çıkıp dışarıda zıkkımlanıyor… Zaten o çevirmenin ya da grafikerin telifi iki hafta sonra yatırılsa da olur(!)

Bir çevirmenin, yazarın ve elbette gazetecinin adil koşullarda çalışması ve üretmesi gerekir. İnsana ait hiçbir şey sadece işverenlere ve küstah patronlara ait değildir. İş vermekle hayat vermeyi eş tutan paradigmayla uzlaşmamak her çalışanın hakkı olduğu gibi editörün de hakkıdır. Ve bir meslek örgütü hak ihlallerine karşı sesini yükseltmek, üyesini desteklemek, onun yanında olmak ve hukuki destek sağlamak zorundadır.

Meslek örgütünün kendisi için bir şey yapmadığını düşünen, alanı boş bırakıp sadece yönetimde olmayı önemseyen insanların bir araya geldiğini zannedenlerin beklentisini karşılamak elbette mümkün değil.

Yeri gelmişken bir mim koyalım; kimi sadece özgeçmişine yazmak, kurum kimliğini kullanmak için meslek örgütüne üye olduğu gibi, daha fiyakalı ve erişilmez doruklarda yaşayanlar varlıkları ve üyelikleri nedeniyle meslek örgütünü onurlandırdığını düşünüyor. Bu iki grup da üye olduktan sonra, bizzat  kendi başına bir şey gelmedikçe meslek örgütüne bir daha uğramıyor, genel kuruluna, iyi ve kötü gününe katılmıyor, kurumu bir nedenle anmıyor.

Ekonomik ve kültürel bir alanı savunmanın ötesinde bir meslek örgütü ne yapmalı?

Genellikle gönüllülük esasına dayalı bu örgütlerde düzenli aralıklarla seçim yapılmakta, sandıklar kurulmakta, genel kurullar sonrası  görev paylaşımına gidilmekte. Dolayısıyla her üye, üyesi olduğu meslek örgütünü eleştirme özgürlüğüne sahip olduğu kadar seçilme hakkına da sahip.

Kirasını ödeyemeyen bir editör, çevirisi kırpılan bir çevirmen, sansürlenen bir yazar, çalışıyor olduğu için şükretmesi istenen bir gazeteci ‘ailenin parçası’ olmakta elbette sorun çıkarabilir. Hepimiz dağınık bir alanda ve tek başımıza ürettiğimiz sözcüklerle var olmaya çalışırken, meslek örgütlerimiz bizim adımıza güvence sağlamak için var olmak zorunda. Bizi evimizdeki, işyerimizdeki masanın başında görünür kılmak meslek örgütümüzün işi ve bunu yapmak zorunda.

İfade özgürlüğünün hepimiz için risk taşıdığının farkındayız. Bu risk karşısında bireysel direncimizin azımsanyacak oranda güçlü olduğunu kabul ederek örgütlü dayanışmanın hayati ölçüde gerekli olduğunun da altını çizmemiz gerekir.

Meslek örgütlerimizi sadece ve sadece hak arayan bir yapıda görmek yeterli olmasa gerek, bireysel üretimlerimizin kolektif değere dönüşmesinde de rol alan, bunu destekleyen, alan açan örgütlerdir aynı zamanda. Sözleşme bilinci oluşturacakları gibi, hak kaybı yaşanmasının önüne de geçebilirer. Görünürlük sağlamada rehberlik edebilirler. Ödüller ve etkinlikler düzenleyerek üyelerinin sesini çoğaltabilirler. Mesleğin onurunun korunması için mücedale edebilirler.

Tek başına ekonomik değil politik konumlarında da meslek örgütleri irade gösterebilmeli. Dayanışma ağı üyelerin varlığı ve katılımıyla mümkün. Alanımızda faaliyet yürüten meslek örgütlerinin bir arada olduğunu, dayanıştığını, olaylara yönetim ve üyeler olarak yakın duyarlıkta tepki verdiğini pratik örneklerden gözlemliyoruz.

Zaten bir avuç insanız ve birbirimizden sorumluyuz. Bir yazarın bir gazeteciyle dayanışması kadar daha doğal ne olabilir? İki meslek örgütünün birlikte hareket etmesi görülmüş ve anlaşılır bir durum zaten.

“Benim ne işime yarar?” diye düşünmeden önce, bir meslek örgütüne üye olmak, yönetimde söz almak, örgüt ağının güçlenmesi için çalışmak gerekir. Çevirimize biri çökebilir. Yaptığımız kapak için itibarsız cümleler kurabilir bir densiz. Telifimize burun kıvırabilir.

“Sonokumamızıanlamayeteneği olmayandavedeekleriniayırmaktanhabersizzevatcartcurtkonuşabilir.” O dağları yaratmış şahsiyet fazladan bandrol almış olmasına rağmen telif ödemesi yapmamak için bin takla atabilir. Kitaplarını piyasaya sürmeyip depoda çürütebilir. Elindeki sözleşmeyle seni yıllarca bekletebilir. Tavanı çökmüş işyerinde, su basmış ofiste, açıkta duran elektrik kabloları ve rutubet içinde çalışmanı isteyebilir patron. Kitapların on binlerce sattığı için sen de ses etmek yerine şirin gözükmeye çalışabilirsin. Olan bitenden habersizmiş gibi davranarak yayın tekellerine karşı sessizliğini koruyup geleceğini sağlama alabilirsin. Alttan gelen akıntılar başlarda senin umurunda da olmayabilir.

Yahut meslek örgütlerimiz grev örgütlemekte geri kalabilir. Ama her meslek örgütü üyelerine ve kamuya karşı sorumludur. Onları işler kılacak şey, örgütlenmek, var olan örgütleri güçlendirmek, birimleri işletmek ve birlikte/yan yana olmakla mümkün. Bazen yılgınlık ve umutsuzluk gelip üzerinize çöreklenebilir. Şöyle bir etrafa bakalım: Hiçbir koşulda ve durumda yalnız değiliz…


© Diken