menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir sanat gibi yaşadı: İlber Ortaylı

16 0
15.03.2026

Bir sanat gibi yaşadı: İlber OrtaylıB

Bazı insanlar öldüğü zaman, yalnızca bir insan kaybından bahsedemeyiz. Bir iklim çekilir dünyadan. Çünkü bazılarımız aynı zamanda yaşamanın neye benzediğini de gösterir. İlber Ortaylı da bunu yaptı.

Zamanın içinden geçen bir adamdı…

‘Bir ömür nasıl yaşanır?’ sorusunun cevabını bizlere emanet edip sonsuzluğa yürüdü.

Ardından duyduğum büyük acı biraz da buradan geliyor. Sadece bir tarihçiyi kaybetmedik; bilgiyi hayat tarzına dönüştüren, merakı bir ahlak haline getiren, zekayı hem kılıç hem kandil gibi kullanan, kıymetli bir insanı kaybettik.

Arşivimin İlber Ortaylı’nın kitaplarından, dijital kayıtlarından oluşan kocaman bölümüne bakıyorum. Tuhaftır yokluğunun önünde aklıma gelen ilk şey ölüm olmuyor.

Önce hayat geliyor aklıma!

Bazı ölümler ölümün kendisini gölgede bırakır.

O insanın nasıl yaşadığı, nasıl öğrendiği, nasıl konuştuğu, nasıl bir ömür kurduğu, ölüm haberinin önüne geçer.

İlber Ortaylı o insanlardandı.

Onun arkasından ağlamak yetmez; onun arkasından düşünmek gerekir. Çünkü çağımız, zamanımız kolay tatminlerin, ucuz heyecanların, cılız kanaatlerin, başı sonu olmayan savruk cümlelerin, yarım cehaletin sokaklarda tam bir özgüvenle gezdiği, Foley’nin deyişiyle saçmalıklar çağı…

Daha çocukluğunda kapalı bir dünyanın değil, sokakların, komşu sofralarının, kimi zaman yabancı odaların, başka seslerin çocuğu olmuş. Dünyayı büyüleyici ve keşfedilecek bir alan olarak görmüş, ilk kütüphanesini duvarlara dayalı değil, kendi ruhunda kurmuş, hayatı yüzlerden okumuş…

Sonra diller gelmiş bitmeyen bir iştah içinde; mükemmel bir Türkçe, Almanca, Rusça… Latince ve diğerleri. Dünyanın tek bir dilden ibaret olmadığını, hakikatın birden fazla kapısı bulunduğunu öğrenmiş. Dili bir vatan değil, adeta bir yol gibi görmüş.

O nedenle de merakı hiç sıradan olmamış.

Uygarlığın bütün haritalarına dokunmak istemiş. Ne olmuş ne zaman olmuş, kim yapmış, neden böyle olmuş? Bu soruların ardında bir ömür harcayan İlber Ortaylı, önünde uzanan insanlık tarihinin imparatorluklarına, şehirlerine, kültürlerine, kadim uygarlıklarına, tren yolculuklarına hep bu soruları sormuş. Sorabileceği hiçbir soruyu boş bırakmamış.

Belki büyük zihinlerin en ayırt edici özelliği bu; nasıl soru soracaklarını bilmek.

Bugün herkes konuşuyor. Kimse sormuyor.

Herkes karar veriyor ama kimse öğrenmiyor.

Herkes fikrinin şövalyesi ama çok az kişi bilginin gladyatörü.

Bilgi İlber Ortaylı için süs değildi, rozet ya da apolet değildi, masaya bırakılan pahalı bir kalem, bir aksesuar değildi. Bilgi demekti. Disiplindi. Sayfalarca kitap demekti. Boşa harcanmamış zamanlar ve kendini durmadan aşmaya çalışan bir entelektüelin cehennemiydi.

“Boş zamanlarınızda ne yaparsınız?” diye herkese sorulan dünyanın en saçma sorusuna, “Hayatla ilgili olan alim bir adamın boş zamanı olmaz” diye cevap vermişti.

Öfkeli. Sert. Huysuz diye nitelemeye kalktılar. Değildi. Vasatlığa, zihinsel gevşekliğe, bilgide vurdum duymazlığa tahammülü yoktu. İyi ki de…

Çünkü pek çok alana ilgi duyan, disiplinler arası çalışan, yalnız tarih okumalarıyla yetinmeyip başka alanlara da eğilen bu ‘münevver’, dünyayı parçalardan ibaret değil bir bütün olarak görmenin nasıl aydınlık bir zihin yarattığını bizlere gösterdi.

O tarihi geçmişte kalmış ölü bir manzume değil, bugün anlamaya yarayan, zamanın dokusunda yaşayan bir anlam olarak gördü.

Dışarıdan bakıldığında hafıza denilen, ben baktığım zaman, seçilmiş, işlenmiş, tekrar edilmiş, özenle ve sevgiyle korunmuş bir iç mimari diye tanımladığım belleğiyle, bilginin ezberlenmiş bir yığın olmadığını hepimize öğretti.

Hayat, ekranda kaydırdığın kadar değildir. Bilgi, alıntıladığın kadar değildir. Kültür, kahve masasında ağzına aldığın isimlerden ibaret değildir. Entelektüellik, dağınık bir şıklık, hafif bir ukalalık, iki yabancı kelime, üç yarım kitap, beş ezber cümle hiç değildir. Bir ömür böyle yaşanmaz.

Bir insanın ömrü, kaç yıl sürdüğüyle değil, kaç katman taşıdığıyla ölçülür. Onun ömrü çok katmanlıydı. Elit, şehirli, disiplinli, muzip, sert, zeki, yorucu, besleyici, şaşırtıcı, hakiki bir ömür.

Şimdi İlber Ortaylı gitti.

Ama geriye, hepimize ağır gelen bir miras bıraktı: Daha iyi olmak zorundayız.


© Diken