Tarife Tehdidinin Gölgesinde Türkiye-İran Ticaretinin Geleceği
Trump’ın % Gümrük Tarifesi Hamlesi ve Türkiye’ye Yansımaları
2026 yılının başında ABD Başkanı Donald Trump, İran ile ticaret yapan ülkelere %’lik ek gümrük tarifesi uygulayacağını açıkladı. Bu karar, özellikle İran’la önemli ticari bağları olan ülkeleri hedef almakta ve Türkiye’yi de doğrudan etkilemektedir. Trump yönetimi, İran’daki hükümet karşıtı protestolara karşı baskıyı artırmak amacıyla bu hamleyi bir ekonomik yaptırım aracı olarak kullanıyor. Beyaz Saray’ın bu açıklamasını destekleyen resmi bir karar metni henüz yayımlanmadı; dolayısıyla hangi hukuki yetkiye dayanarak veya ne kapsamda uygulanacağı belirsizliğini koruyor. Yine de “derhal yürürlüğe girecek” denilen bu tarife tehdidi, Türkiye gibi İran’la ticaret yapan müttefik ülkeler üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Bu bölümde, söz konusu tarifenin Türkiye- İran ticaretine muhtemel etkilerini ve bu gelişmenin arkasındaki siyasi gerekçeleri ele alacağız.
ABD’nin tek taraflı kararı, Türkiye’nin hassas denge politikasını sınamaktadır. Türkiye, bir NATO müttefiki olarak ABD ile ilişkilerini önemsese de komşusu İran’la ekonomik ve enerji bağlarını sürdürmeye çalışmaktadır. Trump’ın ilk başkanlık döneminde İran’a karşı uyguladığı “azami baskı” kampanyası kapsamında, Türkiye 2018’den sonra İran’dan petrol alımını durdurmak ve finansal işlemlerde ABD yaptırımlarını dolanacak yöntemlere başvurmak zorunda kalmıştı.
Bu yeni tarife tehdidi, Ankara’nın zaten zorlu olan ABD-İran arasında denge kurma çabasını daha da güçleştiriyor. Türkiye, bir yandan uluslararası yaptırımlara resmen uymak (örneğin BM kararlarına) zorundayken, diğer yandan ABD’nin tek taraflı yaptırımlarını kendi çıkarları doğrultusunda esnetmeye çalışageldi. %’lik tarife uygulaması, hukuken ABD’nin ulusal güvenlik gerekçesiyle (WTO kurallarının XXI. maddesi) kendini savunmaya çalışabileceği bir adım olsa da, Türkiye açısından egemenlik ve ticari serbestiye müdahale olarak algılanıyor. Bu giriş bölümü, Türkiye’nin önünde beliren ikilemi ve meselenin kapsamını Türk hukuk düzeni ve jeopolitik gerçekler ışığında özetlemektedir.
Türkiye-İran Ticaretinin Boyutu ve Ekonomik Önemi
Türkiye ile İran arasındaki ticaret, son yıllarda yaptırım baskılarına rağmen belirli bir seviyede devam etmiş ve 2024 itibarıyla 5,68 milyar ABD doları hacme ulaşmıştır. Bu ticaret hacminde Türkiye lehine 0,78 milyar dolarlık bir fazla söz konusudur; zira Türkiye’nin İran’a ihracatı 3,23 milyar dolar iken ithalatı 2,45 milyar dolarda kalmıştır. Türkiye’nin komşusuyla elde ettiği bu ihracat fazlası, İran pazarının Türk ürünleri için önemine işaret etmektedir. Nitekim, 2024 verilerine göre İran, Türkiye’nin en büyük ikinci ihracat pazarı konumundaydı. Bu durum, Trump’ın tarife kararının Ankara açısından sadece diplomatik değil, doğrudan ekonomik bir meydan okuma olduğunu gösteriyor.
Başlıca ihracat kalemleri Türkiye’nin İran’a sattığı ürünlerin çeşitliliğini ortaya koymaktadır: Makine ve aksamları, plastikler ve kimyevi maddeler, tarım ürünleri (özellikle hububat ve bakliyat) ile metal cevherleri Türkiye’nin İran’a başlıca ihraç mallarıdır. Bu listede iş makineleri, tarım ekipmanları ve endüstriyel cihazlar gibi makine türleri önemli yer tutmakta, tahıllar ve un ürünleri gibi gıda-içerikli ürünler de İran pazarında talep görmektedir. Plastik mamuller ve kimyasallar, İran’ın sanayi ve tüketim malları ihtiyacını karşılamada Türk firmalarının pay sahibi olduğu bir diğer alandır. Metaller (alüminyum, bakır vb.) ve maden cevherleri de ihracat kalemleri arasındadır; Türkiye, İran’ın sanayisinde kullanılan bazı metal ürünlerini sağlamaktadır.
Öte yandan ithalat tarafında, Türkiye’nin İran’dan aldığı başlıca ürünler enerji ve hammaddelerdir: 2019’a kadar İran, Türkiye’ye önemli miktarda ham petrol ihraç etmekteydi ancak ABD yaptırımları nedeniyle Mayıs 2019 sonrası petrol alımı resmî olarak durmuştur. Buna rağmen İran, Türkiye’nin doğal gaz tedarikçileri arasındaki yerini koruyor; her yıl yaklaşık 8 milyar metreküp doğal gaz Türkiye’ye İran’dan boru hattıyla akmakta ve bu rakam Türkiye’nin toplam gaz ihtiyacının kayda değer bir bölümünü oluşturmaktadır. Ayrıca demir-çelik gibi metal ürünleri ve bazı tarım ürünleri (örneğin kuru yemiş, meyve) de İran’dan ithal edilmektedir.
Trump’ın getirmeyi planladığı %’lik tarife, Türkiye açısından çift yönlü bir ekonomik risk yaratıyor. Birincisi, Türkiye’nin ABD’ye ihracatı bu uygulamadan darbe alabilir. ABD halihazırda Türkiye’nin en büyük ihracat pazarlarından biridir; 2025 sonunda Türkiye’nin ABD’ye ihracatının 16,5 milyar dolara yaklaşması bekleniyordu. Toplam ihracatın yaklaşık %6’sını oluşturan bu pazara getirilecek ek vergiler, Türk ürünlerinin rekabet gücünü düşürerek ihracatçıları zor durumda bırakacaktır. Özellikle çelik ve alüminyum gibi bazı sektörlerde Trump yönetimi zaten tarifeleri yükselterek (birçok ülkeye uygulanan % oranını Türkiye gibi ülkelere P’ye çıkararak) ek maliyet getirmişti. Bu yeni karar, genel olarak ABD piyasasına yönelen tüm Türk ürünlerine % ek yük getirme potansiyeli taşıyor.
İkincisi, Türkiye’nin İran ile ticareti de baskı altına girecektir. 2018 sonrası ABD yaptırımları, Türkiye-İran ticaret hacmini 10 milyar doların üzerinden bugünkü seviyelere çekmişti. Şimdi, eğer Türk hükümeti ABD ile karşı karşıya kalmamak için İran’la ticareti kısıtlama yoluna giderse, halihazırda 5-6 milyar dolar bandında seyreden bu ticaret daha da gerileyebilir. Bu düşüş, Türkiye’nin ihracat fazlasını eritecek ve İran pazarına mal satan binlerce işletmeyi gelir kaybıyla karşı karşıya bırakacaktır. Görüldüğü üzere, tarife tehdidinin gerçekleşmesi durumunda Türkiye’nin dış ticaret kompozisyonunda ciddi sarsıntılar yaşanması muhtemeldir.
Türk Hukuku Açısından Yaptırımlar ve İhracat Kontrol Rejimi
Türkiye’nin İran’la ticaretine yönelik böylesi bir dış baskı, Türk hukuk sistemi ve ihracat kontrol mevzuatı çerçevesinde değerlendirildiğinde önemli hukuki sonuçlar doğuracaktır. Türkiye, ulusal mevzuatında stratejik ve hassas ürünlerin ihracatını düzenleyen kapsamlı yasalara sahiptir. Özellikle 5201 sayılı Kanun (“Harp Araç ve Gereçleri ile Silah, Mühimmat ve Patlayıcı Madde Üreten Sanayi Kuruluşlarının Denetimi Hakkında Kanun”) ve 5202 sayılı Kanun (“Savunma Sanayii Güvenliği Kanunu”) bu alandaki temel yasal dayanakları oluşturmaktadır.
Bu kanunlar, Türkiye’de savunma ve çift kullanımlı (dual-use) malzemelerin üretimi, denetimi ve ihracatına ilişkin sıkı denetim mekanizmaları öngörmektedir. Kanun No. 5201, savaş araç-gereçleri, silah ve mühimmat üreten kuruluşların faaliyetlerini ve ürünlerinin kontrolünü düzenlerken, Kanun No. 5202 ise savunma sanayiine ilişkin gizli bilgi ve teknolojilerin korunması, tesis ve personel güvenliği gibi hususları kapsamaktadır. Bu yasal çerçeve, Türkiye’nin milli güvenlik hassasiyetlerini ve uluslararası taahhütlerini yansıtarak, İran gibi riskli ülkelere yapılacak stratejik ürün satışlarında zaten belirli kısıtlamalar getiriyor.
Kanun No. 5201 ve İlgili Yönetmelikler: 5201 sayılı Kanun’un uygulama yönetmeliği, Milli Savunma Bakanlığı (MSB) bünyesinde bir kontrol listesi (Kontrole Tabi Liste) ve lisans sistemi oluşturmuştur. Bu liste, her yıl Ocak ayında güncellenen ve ihracatı izne tabi tutulan malzemeleri belirleyen bir envanterdir. Liste kapsamına giren harp araçları, silahlar, mühimmat, patlayıcılar ve bunların aksam-teknolojilerinin ihracatı, ancak Milli Savunma Bakanlığı’nın izni ile gerçekleştirilebilir. MSB içindeki Savunma Sanayii Millî Güvenlik Makamı (Teknik Hizmetler Dairesi Başkanlığı), 5201 sayılı Kanun çerçevesinde ihracat izinlerini değerlendirip karara bağlamaktadır. Örneğin, bu listede yer alan bir ürün İran’a ihraç edilmek istendiğinde, ihracatçı firma öncelikle MSB’den ihracat lisansı almak zorundadır. Lisans başvurusunda malzemenin cinsi, miktarı, alıcının kimliği ve son kullanımı gibi bilgiler detaylı biçimde incelenir. Genelkurmay Başkanlığı, Dışişleri Bakanlığı, MİT gibi kurumların görüşleri de kritik durumlarda sürece dahil edilir. İhracatın uygun bulunması halinde, ilgili kuruluşa İhracat Rejimi Kararı çerçevesinde izin verilir ve gümrük işlemleri tamamlanabilir. Ancak izin alınsa dahi, Bakanlar Kurulu (Cumhurbaşkanlığı) gerekli gördüğü durumlarda belirli bir ihracatı ülke güvenliği gerekçesiyle yasaklayabilir. Nitekim mevzuat, “ihracatın gerektiğinde Bakanlar Kurulu kararıyla menedilebileceğini” öngörerek ulusal güvenlik tehdidi oluşturan durumlarda hükümete mutlak fren yetkisi tanımıştır.
Bu yasal altyapı çerçevesinde Türkiye, halihazırda İran’a doğrudan silah veya mühimmat ihracatı yapmamaktadır; zira BM Güvenlik Konseyi’nin 2010’larda uyguladığı (2020’de süresi dolan) İran silah ambargosu döneminde ve sonrasında Türkiye, ittifak yükümlülükleri gereği İran’a öldürücü askeri malzeme satışından kaçınmıştır. 5201 sayılı Kanun kapsamındaki ürünlerin (tank, top, füze, mühimmat gibi) İran’a ihracı, fiilen yasak veya oldukça sıkı izne tabi olduğundan, Türkiye-İran ticaretinde bu tür kalemler yer almamaktadır. Ancak çift kullanımlı teknolojiler bu denklemi karmaşıklaştırmaktadır. Kanun No. 5201’in yönetmeliği uyarınca, eğer ihraç edilecek malzeme kitle imha silahları (KİS) geliştirmede kullanılabilir mahiyetteyse veya son kullanıcı profili belirsiz ve riskliyse, o ürün kontrol listesinde olmasa dahi MSB iznine tabidir (catch-all kontrol mekanizması).
Bu hüküm, nükleer, biyolojik veya kimyasal silah programlarına katkı verebilecek makinelerin, elektronik cihazların veya malzemelerin İran gibi ülkelere ihracının Türk hukuku tarafından özel gözetim altına alındığını göstermektedir. Örneğin yüksek hassasiyetli takım tezgâhları, ileri kompozit malzemeler, özel kimyasallar veya gelişmiş elektronik ekipmanlar, eğer İran’da askeri programlara saptırılma ihtimali taşıyorsa, ihracat izni verilmeyecek veya sıkı şartlara bağlanacaktır. Son kullanıcı belgesi zorunluluğu da bu çerçevede önemlidir: İran’a ihraç edilecek stratejik bir ürün için İran makamlarından alınacak son kullanıcı belgesi, malzemenin üçüncü ülkelere transfer edilmeyeceği taahhüdünü içerir ve MSB tarafından aranır. Bu belge, geçmişte İran’dan üçüncü ülkelere (örneğin Suriye’ye veya Kuzey Kore’ye) olası silah aktarımına dair endişeler nedeniyle kritik bir kontrol aracı haline gelmiştir.
Kanun No. 5202 ve Savunma Sanayii Güvenliği: 5202 sayılı Savunma Sanayii Güvenliği Kanunu ise, savunma sanayiine ilişkin gizli bilgi ve projelerin korunmasını, tesis ve personel güvenliğini düzenler. Bu kanun gereğince, Türkiye’de savunma sanayi projelerinde yer alan şirketler ve şahıslar güvenlik soruşturmasından geçirilir, “Kişi Güvenlik Belgesi” almadan kritik bilgilere erişemez ve “Tesis Güvenlik Belgesi” olmadan gizlilik dereceli üretim yapamazlar. Bu yapı, Türkiye’nin müttefikleriyle (örneğin NATO ile) yürüttüğü projelerdeki gizli bilgilerin sızmasını önlemeye yöneliktir ve aynı zamanda savunma teknolojilerinin hasım ülkelere gitmesini engelleme amacı taşır.
Bu açıdan bakıldığında, 5202 sayılı Kanun uyarınca İran, Türkiye’nin savunma-sanayi güvenlik değerlendirmelerinde “güvenilir olmayan ülke” kategorisinde değerlendirilir. Zira Türkiye’nin taraf olduğu NATO güvenlik standartları ve ikili anlaşmalar, İran gibi ülkelere kritik savunma teknolojisi veya bilgi transferine izin vermemektedir. Örneğin, Türk savunma sanayiinde geliştirilen bir teknoloji (İHA parçası, zırh teknolojisi vb.), 5202 sayılı Kanun kapsamındaki “gizlilik dereceli proje” tanımına giriyorsa İranlı bir ortakla paylaşılması veya İran’a satılması kanunen mümkün değildir. Kanun, sadece askeri teçhizatın değil, her türlü gizlilik dereceli malzeme, yazılım ve donanımın korunmasını emreder. Bu yüzden, Trump’ın gümrük tarifesi olmasa bile, Türk hukukunun özünde savunma ile ilişkili veya stratejik ürünlerin İran’a kontrolsüz şekilde gönderilmesine mani birçok hükmü bulunmaktadır.
Milli Kontrol Listeleri ve İhracat İzin Tebliğleri: Türk ihracat kontrol sisteminin bir diğer boyutu, çok taraflı ihracat kontrol rejimleri ile uyumlu olarak hazırlanan ikincil mevzuattır. Türkiye, Wassenaar Düzenlemesi (WA), Füze Teknolojisi Kontrol Rejimi (MTCR), Nükleer Tedarikçiler Grubu (NSG), Avustralya Grubu (AG) ve Kimyasal Silahlar Sözleşmesi (CWC) gibi uluslararası rejim ve anlaşmalara üyedir. Her ne kadar bu rejimler gönüllülük esasına dayansa da, Türkiye bu platformlardaki taahhütlerini ulusal düzenlemelere aktarmıştır. Örneğin, Wassenaar Mühimmat Listesi ve Dual-Use (Çift Kullanımlı) Listesi, Türkiye’nin yayımladığı Kontrole Tabi Liste’nin temelini oluşturur. MTCR Eki füzeye ilişkin teknoloji listesi de aynı şekilde Türk kontrol listesine entegre edilmiştir.
Bu kapsamda, füze bileşenleri, gelişmiş elektronikler, nükleer madde ve ekipmanlar, özel kimyasallar gibi hassas ürünlerin İran’a ihracatı, ulusal mevzuata göre özel izne tabi olduğu gibi çoğunlukla fiili yasak kapsamındadır. Ayrıca, Çift Kullanımlı ve Hassas Maddelerin İhracatına İlişkin Tebliğ (No: 2003/12), sivil amaçlı kullanılan çift kullanımlı malların ihracat kontrollerini düzenler. Bu tebliğ uyarınca, örneğin bir makine tezgâhı veya laboratuvar ekipmanı eğer çift kullanımlı listede ise, ihracatçı firma Ticaret Bakanlığı’ndan lisans almak zorundadır ve başvuru süreçleri İstanbul Maden ve Metaller İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği üzerinden yürütülmektedir. Keza, Kimyasal Silahlar Sözleşmesi Ek Listesi’ndeki kimyasalların ihracatı da Ticaret Bakanlığı’nın denetimindedir ve bu ürünlerin ihracı için özel izin ve uyumluluk belgeleri gerekir.
Türkiye’nin ihracat kontrol mevzuatındaki bu çok katmanlı yapı, bir yandan uluslararası yükümlülüklere uyumu sağlarken diğer yandan ulusal güvenlik çıkarlarını gözetir. Hassas ülkelere ihracat söz konusu olduğunda (ki İran geçmişte BM ambargolarına konu olmuş bir ülkedir), Türk makamları “varış ülkesi, son kullanım ve son kullanıcı” kriterlerini en üst düzeyde dikkate almaktadır. Hatta Türkiye, BM Güvenlik Konseyi kararlarıyla kısmen ambargo altında olan veya uluslararası güvenliğe tehdit olarak görülen ülkelere (örneğin Kuzey Kore, Suriye gibi) yapılacak ihracatlara nasıl yaklaşıyorsa, İran konusunda da benzer temkinli tutumu sürdürmektedir. Bunun iç hukuktaki yansıması, 96/31 sayılı Tebliğ (ihracı yasak veya ön izne tabi mallar listesi) ve ilgili düzenlemelerle sağlanır; bu listelerde genellikle silah, cephane ve stratejik materyalin hangi ülkelere satılamayacağı veya özel izin gerektirdiği belirtilir.
Türkiye’nin “çok taraflıı rejimler ve milli mevzuat bütünlüğü” yaklaşımı, aslında Trump’ın talep ettiği birçok kısıtlamayı halihazırda kritik alanlarda içeriyor. Ancak fark şu ki, Türk hukuku sadece stratejik ve askeri açıdan riskli malzemeleri yasaklarken, Trump’ın tarife tehdidi tüm ticareti genelleyerek Türkiye’nin meşru sivil ticaretini de hedef alıyor. Bu da hukuki açıdan ABD’nin tek taraflı yaptırımının Türk iç hukuku veya uluslararası hukuk temelinde bağlayıcı olmadığı bir alan yaratıyor. Türkiye’nin kendi kanunları, İran’la ticareti toptan yasaklamış değil; sadece uluslararası normlara paralel biçimde kontrollü ve izinli bir rejime tabi tutmuş durumda. Dolayısıyla, Trump yönetiminin baskısı, Türkiye’yi kendi mevzuatının öngörmediği oranda geniş bir yaptırıma zorlamak anlamına geliyor ki bu da hukuki egemenlik tartışmalarını beraberinde getiriyor.
KOBİ’ler ve Özel Sektöre Etkileri
Trump’ın % tarife hamlesi, Türk özel sektöründe özellikle KOBİ’leri (küçük ve orta boy işletmeler) yakından ilgilendiriyor. Zira Türkiye-İran ticaretinde öne çıkan sektörler –makine imalatı, kimya- plastik, gıda-tarım ve metal sanayii– çoğunlukla Anadolu’daki organize sanayi bölgelerinde faaliyet gösteren, orta ölçekli ihracatçılar tarafından domine ediliyor. Örneğin Konya, Gaziantep, Kayseri gibi illerdeki makine üreticileri ve yedek parça imalatçıları, İran pazarına yıllardır tarım makineleri, tekstil tezgâhları, inşaat ekipmanları gibi ürünler satmaktadır. Benzer şekilde, Güneydoğu Anadolu’daki gıda şirketleri İran’a un, makarna, bisküvi gibi tahıl mamulleri ihraç ederek önemli bir pazar payı elde etmiştir. Plastik ve petrokimya türevleri üreten bazı KOBİ’ler, İran’ın ham madde sağladığı (örneğin polimerler) ürünleri işleyip tekrar İran’a veya bölgeye satabilmektedir. Alüminyum ve bakır yarı-mamulleri üreten firmalar da İran’ın inşaat ve imalat sektörüne profil, kablo, levha gibi ürünler tedarik etmektedir.
Bu KOBİ’ler, bir yandan İran piyasasından elde ettikleri kazanca güvenirken, diğer yandan bir kısmı ABD ve Avrupa pazarlarına da ihracat yapmaktadır. Dolayısıyla Trump’ın ilan ettiği tarife, bu firmaları ikilemle karşı karşıya bırakıyor: İran’la ticarete devam ederlerse ABD pazarında rekabet güçleri azalacak, ABD’ye uyum sağlamak için İran’dan çekilirlerse önemli bir bölgesel pazarı kaybedecekler. Türk İhracatçılar Meclisi (TİM) yöneticilerinin de işaret ettiği gibi, ihracatçıların asıl endişesi İran’daki karışıklıklardan ziyade ABD pazarını kaybetmek üzerine yoğunlaşmış durumda. TİM yönetim kurulu üyelerinden Başaran Bayrak’ın medyaya yansıyan sözleri, “Türkiye........
