Yakup Kadri’nin Sodom ve Gomore Romanında Ulus Kimliğin Heteronormatif Sınırları
İZLE Çavuşesku’nun Termometresi 2’li Görüş İki Savaş Bir Yazar Cumhuriyet’in Edebiyatı Varsayılan Ekonomi Yakın Tarih Tümünü Gör
Çavuşesku’nun Termometresi
Cumhuriyet’in Edebiyatı
OKU Yazılar Röportajlar Çeviriler D84 INTELLIGENCE Asterisk2050 Yazarlar Kitap Yorum
D84 FYI Hariçten Gazel ABD Gündemi Avrupa Gündemi
Yakup Kadri’nin Sodom ve Gomore Romanında Ulus Kimliğin Heteronormatif Sınırları
Modern ulus devletler yalnızca kurumlardan ibaret değildir; günlük yaşam pratiklerinden ahlaki normlara kadar geniş bir alanla karşılıklı bir etkileşim içindedir. Bu nedenle, ulus devletlerin kuruluşunda ve ulus kimliklerin inşa süreçlerinde bireysel ve toplumsal pek çok konu kimliksel bir boyut kazanabilir ve bir ulusun karakteri olarak anlatılabilir. Bu bağlamda, bireysel yaşamın farklı alanları ulus kimliğinin kurulmasında ve ulusal düzenin sürdürülmesinde önemli bir rol oynar. Bu alanlardan biri ise cinselliktir.
Cinsellik ulus kimlik inşasında sadece özel hayatın bir meselesi değildir, aynı zamanda ulusal düzenin ve ahlaki sınırların belirlenmesinde önemli bir yerdedir. Ulus kimlikler, heteroseksüel evlilikler ve içinde ulusun devamını sağlayacak ideal yurttaşların yetiştirilmesini öngördüğü bir aile düzeni ile heteronormatif bir bakış açısını temel alır. Ulus kimlik inşasındaki propaganda metinlerinden kültürel alandaki faaliyetlere, medyadan diğer alanlara bu heteronormativitenin etkilerini gözlemlemek mümkündür.
Türkiye’deki ulus kimlik inşa süreçleri de bu genel yargıdan bağımsız değildir. Erken Cumhuriyet döneminde buna benzer anlatılara sıklıkla rastlanır. Bunun ilk akla gelen örneklerinden biri Yakup Kadri’nin Sodom ve Gomore romanıdır. İlk olarak 1928’de yayınlanan bu roman işgal altındaki İstanbul’u ahlaki çöküşün mekânı olarak resmeder. Kozmopolit çevreler, işgal güçleri ve yerli işbirlikçiler üzerinden kurulan bu atmosferde -isminin de ima ettiği gibi- cinsel sapkınlık ve ahlaki yozlaşma iç içe geçer.
Heteronormatif bir ahlaki perspektifle karakterleri ve olayları anlatan Yakup Kadri’nin bu anlatısı ulus kimlik inşasının perspektifiyle uyumludur. Romanda idealize edilen Türk karakter Necdet, mütareke döneminde İstanbul’un kültürel olarak zaten işgal edilmiş olduğunu ve yalnızca birkaç gerçek Türk mahallesinin kaldığını söyler. Sonra da bu yozlaşmışlığın ona göre ana unsurlarından biri olan homoseksüelliğe değinir. “Garp medeniyetinin lağımının döküldüğü” İstanbul’a bakarak şunları söyler: “…kızı kızla erkeği erkekle kızıştırdılar ve bütün tabii zevklere tabii olmayan zevklerin zehrini,........
