2026’nın Yeni Kuralı: Hukuk Sonra Gelir
Herkes 2026’nın ilk büyük sarsıntısını Asya’da ya da Doğu Avrupa’da bekliyordu. Oysa sistemin röntgenini çeken asıl görüntü Karakas’tan geldi. Venezuela lideri Nicolás Maduro’nun, ABD yönetiminin yürüttüğü askerî operasyonla 3 Ocak 2026 gecesinde Karacas’taki ikametinden alınıp 5 Ocak 2026’da New York’ta federal mahkemede sanık sıfatıyla hâkim karşısına çıkarılması… İşte bu 48 saatlik takvim, yeni dönemin anayasasını tek bir cümleyle özetledi: Güç uygular, hukuk arkadan gelir.
Yaşanan olay basit bir “adalet tecellisi” veya bir diktatörün devrilmesi hikayesi falan olamaz. Bu, devlet egemenliği kavramının bir operasyon emriyle buharlaştığı andır. Uluslararası hukuk kitaplarında yazan dokunulmazlıklar, sınır güvenliği veya iade prosedürleri, o gece Miraflores Sarayı’na inen ekibin postal sesleri arasında kayboldu. Ortada bir mahkeme kararı infazı yoktu; bir “paketleme” operasyonu vardı. Hukuki kılıf, uçak Amerikan hava sahasına girdikten sonra, savcılar iddianameyi mikrofona okurken hazırlandı.
İşte 2026’nın ruhu budur. Dünyayı okumak için artık uzun raporlara gerek yok. Maduro’nun kelepçeli o fotoğrafı, büyük resmi görmeye yeter. Çünkü sahada asıl değişen, operasyonların hızı veya teknolojisi olmaktan çıktı. Değişen şey, nizamın ahlakı. Bu yıl, hukuku bir fren mekanizması gibi gören dönemin kapanışından ziyade onu, eylemin meşrulaştırıcı dipnotuna indiren yeni refleksin ilanıdır.
Eylemin Arkasından Koşan Hukuk
Bu refleks Karakas’taki o yatak odasıyla sınırlı kalmıyor. Diplomasi masasına sızıyor, yardım koridorlarına oturuyor. En tehlikeli tarafı da burada başlıyor: Kimse çıkıp açıkça “hukuk istemiyorum” deme cüretini göstermiyor. Herkes hukuktan söz ediyor. Fakat hukuk, eylemin önünde yürüme vasfını yitirdi; artık eylemin arkasından nefes nefese koşuyor.
Washington’un bu hamlesi, o koşunun bittiği yerdir. Hukuk bir kez “gücün aparatı” haline geldiğinde, geriye dönüp ilkeleri savunacak kimse kalmaz. Peki bu emsal bizi nereye taşır? Hangi lider güvende, hangi sınır dokunulmaz? Karar alıcıların zihnindeki soru artık “Hukuken yapabilir miyiz?” sorusu olmaktan çıktı. Soru şudur: “Sahada gücümüz yeter mi?” Cevap “evet” ise, hukuk bürokrasisi arkadan gelip dosyayı tanzim eder.
Hukukun Hedefe Konduğu An
Bir düzenin kırılma noktası kuralın ihlaliyle başlamaz; kuralı hatırlatanların hedefe konmasıyla başlar. Son haftalarda uluslararası ceza adaletine ilişkin tartışmanın dili tam burada sertleşti. Bir mahkeme süreci üzerinden yargıçların ve savcılık makamının yaptırımlarla yüzleşmesi, hukuku “uygulanacak norm” vasfından sıyırıp “cezalandırılacak aktör”e dönüştüren yeni bir hat açtı. Bu hattın sembol kelimesi artık bellidir: Yaptırım.
Maduro operasyonu bu tabloyu tamamlayan son........
