Bildirimlerin Nöro-Mimarisi: Telefonunuz Sizi Nasıl Eğitiyor?
İZLE Çavuşesku’nun Termometresi 2’li Görüş İki Savaş Bir Yazar Cumhuriyet’in Edebiyatı Varsayılan Ekonomi Yakın Tarih Tümünü Gör
Çavuşesku’nun Termometresi
Cumhuriyet’in Edebiyatı
OKU Yazılar Röportajlar Çeviriler D84 INTELLIGENCE Asterisk2050 Yazarlar Kitap Yorum
D84 FYI Hariçten Gazel ABD Gündemi Avrupa Gündemi
Bildirimlerin Nöro-Mimarisi: Telefonunuz Sizi Nasıl Eğitiyor?
Artık sadece telefon taşımıyoruz; neredeyse şirket sunucularına sinaptik bir bağla bağlı, “her an erişilebilir” yeni bir insan türüne dönüşüyoruz desem ne dersiniz?Yok artık diyorsunuz değil mi? Peki, soruyu birkaç adım geriye giderek sorayım:Hiç cebinizde hiçbir şey olmadığı halde telefonunuzun titrediğini hissettiniz mi? Ya da masadaki telefonun ekran ışığı hiç yanmadığı halde, sanki bir bildirim gelmişçesine eliniz istemsizce telefonunuza gitti mi?Kullanıcıların ’unun, yani neredeyse her 10 telefon kullanıcısından 9’unun raporladığı bu duruma “Hayalet Titreşim Sendromu” (Phantom Vibration Syndrome) deniyor. Bu durum sadece bireysel bir takıntı değil, aslında bedenin sessizce teknolojiye uyumlanma süreci. Sinir sistemimizin artık sadece deriyle sınırlı kalmayıp, kablosuz ağlara da eklemlendiği yeni bir evreden geçiyoruz.
Metrobüsteki Pavlov ve Asimetrik Silahlanma Yarışı
Pavlov Köpeği, klasik koşullandırma deneyini çoğunuz duymuşsunuzdur. Pavlov’un deneyi basitti; biyolojik bir ihtiyacı (yemek), nötr bir uyaranla (zil) eşleştirdi. Pavlov, köpeğe yemeği vermeden hemen önce her seferinde bir zil çaldı. Bir süre sonra fark etti ki, ortada yemek olmasa bile zil sesi köpeğin zihninde “yemek geliyor” komutunu tetiklemeye yetiyordu. Köpek artık bir sese, yani aslında kendisi için hiçbir anlamı olmayan nötr bir uyarana karşı biyolojik bir tepki veriyordu.
Bugün ise Pavlov’un köpeği artık metrobüste, ofiste veya yatakta elindeki telefonla bir sonraki “beğeni” bildirimini bekleyen bizleriz. Deneyin laboratuvarı da gündelik hayatımızda telefonlarımızı kullandığımız her anımız. İçinde bulunduğumuz asimetri biraz can yakıcı: Pavlov’un köpeğinin karşısında sadece bir bilim insanı ve bir kronometre varken, bizim karşımızda saniyede trilyonlarca işlem yapan devasa sunucu çiftlikleri var. Algoritmalar artık zayıf anlarımızı, geçmiş kararlarımızı ve hatta biyolojik saatimizi kullanarak bir sonraki hamlemizi bizden önce öngörüyor.
Hatta çoğu zaman “Telefonum beni dinliyor galiba, tam da bunu konuşmuştuk, karşıma çıktı!” dediğimiz anlar, aslında telefonlarımızın bizi dinlemesinden çok daha (?) korkutucu bir gerçeğe işaret ediyor: Algoritmik Kehanet.Shoshana Zuboff’un tabiriyle bu “Gözetim Kapitalizmi”, bizim verilerimizden ve benzer profillerin davranışlarından yola çıkarak, henüz kendimize bile itiraf etmediğimiz bir ihtiyacı saniyeler önce önümüze koyabiliyor. Bizi “kusursuz birer istatistiğe” dönüştüren bu sistem, bireyin kendi küçük dünyasındaki irade çabasını, insanüstü bir veri işleme kapasitesiyle karşı karşıya getiren devasa bir “akıl okuma oyunu”.
Bu kadar tahmin edilebilir olmak korkutucu değil mi? Algoritmalar tarafından bu denli çözülmüş olmak, gerçekten bu kadar “sıradan” mıyız sorusunu akıllara getiriyor.
Beynin “Vahşi Batı”sı: Ventral Striatum’un İşgali
Tamam hepimiz biriciğiz ve beynimiz muazzam bir yapı. Ama bir evrimsel açığı var: Ventral Striatum.Burası bizim en ilkel ödül merkezimiz; hayatta kalmamızı sağlayan yemek, seks ve barınma gibi temel dürtülerin hazla ödüllendirildiği yer. Oxford’dan teknoloji etikçisi James Williams’ın dediği gibi: “Dikkat ekonomisi........
