LAİKLİĞİN GEREKÇESİ '1924 Anayasası'nı Laikleştiren Kanunun Gerekçesi'
“Çağdaş uygarlık kamu hukukunda, ulusal egemenliğin meydana çıkmasına dayanan en gelişmiş devlet şeklinin ‘Laik ve Demokratik Cumhuriyet’ olduğu kabul edilmiştir…”
(Anayasayı Laikleştiren Kanun Teklifinin Gerekçesinden, 1928)
Laiklik tartışması devam ediyor. Laiklik karşıtı uygulamalarıyla tanınan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, “Laiklik Bildirisi”ni yargıya taşıyacağını açıkladı. Soru şudur? “Türkiye Cumhuriyeti’nde laikliği savunmak ne zaman suç oldu?”
Anayasaya göre Türkiye Cumhuriyeti Devleti laiktir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın –değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen- 2. maddesinde, Türkiye’nin “Laik bir devlet” olduğu belirtilmiştir. Anayasanın 14.maddesinde de “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri (…) demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz” denmiştir. Anayasanın 24. maddesinde ise “Din ve Vicdan Hürriyeti” başlığı altında aynı zamanda “devletin laik niteliği” de vurgulanmıştır:
“…Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. (…)”
“Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi ve hukuki temel düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandırma, siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz…”
Görüldüğü gibi bugün anayasamızda “laik devletin nitelikleri” herkesin anlayacağı biçimde açıklanmıştır. Buna göre herkes dini inançları ve düşünceleri konusunda özgürdür; hiç kimse inanç ve düşüncelerinden dolayı kınanamaz, suçlanamaz. Devlet düzeninin, kısmen de olsa din kurallarına dayandırılması ve dinin istismar edilmesi, kötüye kullanılması yasaktır. Anayasal hürriyetler, “…demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmak” amacıyla kullanılamaz. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nde laikliği savunmak “suç” değildir, tam tersine devletin laik yapısını değiştirmeye çalışmak suçtur.
ANAYASANIN LAİKLEŞTİRİLMESİ
1924 Anayasası’nın “Devletin resmi dini İslam’dır” diyen 2. maddesi; “Dine ilişkin hükümlerin yerine getirilmesi… Büyük Millet Meclisine aittir,” diyen 26. maddesi; “Vallahi” diye biten milletvekilliği yemininin yer aldığı 16. maddesi ve cumhurbaşkanlığı yemininin yer aldığı 38. maddesi laikliğe aykırıydı.
Atatürk Nutuk’ta, “Cumhuriyetin ilanından sonra da yeni Anayasa (1924 Anayasası) yapılırken ‘laik hükümet’ deyiminden ‘dinsizlik’ anlamı çıkarmak eğiliminde olanlara ve bundan yararlanmak isteyenlere fırsat vermemek için yasanın ikinci maddesini anlamsız kılan bir terimin (Yani “Türkiye Devletinin dini, İslam dinidir” ifadesinin) konulmasına göz yumulmuştur” diyerek 1924 Anayasası’nın 2. ve 26. maddelerinde “gereksiz görünen” ve “Yeni Türkiye Devleti’nin ve Cumhuriyet rejimimizin çağdaş karakteriyle bağdaşmayan bu terimlerin, devrim ve Cumhuriyet’in o zaman için sakınca görmediği tavizler” olduğunu belirtmiş ve “Millet, anayasamızdan bu fazlalıkları ilk uygun zamanda kaldırmalıdır” demiştir. (1)
1924 Anayasası’ndaki “bu fazlalıkların” anayasadan çıkarılma zamanı, yaklaşık dört yıl sonra, 1928 yılının baharında geldi. Bu dört yıl içinde devleti laikleştirecek çok önemli devrimler yapıldı. 1924’te halifelik kaldırıldı. Din ve Vakıflar Bakanlığı kapatıldı. Eğitim öğretim birleştirildi. Medreseler kapatıldı. 1925’de dini mahkemeler kapatıldı. Çağdaş hukuku uygulayacak hukukçular yetiştirmek için Ankara Hukuk Mektebi açıldı. Şapka kanunu kabul edildi. Tekke, zaviye, türbeler ve tarikatlar kapatıldı. 1926’da Medeni Kanun başta olmak üzere........
