menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sürekli kriz halinde yaşamanın psikolojisi

36 0
27.02.2026

Dünya da, Türkiye de uzun zamandır kesintisiz bir sarsıntının içinde. Savaşlar, yıkımlar, ekonomik daralma, yerinden edilen hayatlar, büyüyen belirsizlik, gündelikleşen şiddet, aşınan güven… Kriz artık gelip geçen bir dönem değil; yaşadığımız çağın atmosferi. 

İnsan alışıyor, en beteri de bu. Önce dayanıyor, sonra kabulleniyor, en sonunda normal sayıyor.

Sürekli alarm hâlinde, sürekli kriz halinde yaşayan insana ne olur peki? Bir toplum travmayı kanıksadığında, neyi kaybeder?

Ekonomik baskı uzun sürdüğünde insanın zihni değişir. Sürekli hesap yapan bir zihin, özgür düşünemez. Sürekli eksik hisseden bir hayat, huzur üretemez. Geleceği belirsiz olan bir toplum yavaş yavaş bugüne sıkışır. Bugüne sıkışan toplum, hayatta kalır ama genişleyemez. İşte bu, modern çağın en görünmeyen yoksulluğudur.

Ekonomik kriz tek başına gelmez. Yanında adalet sorusunu, güven sorununu ve gelecek kaygısını getirir. Bu üçü birleştiğinde kriz, hayatın tamamına yayılır. 

Daha az plan yapan, daha az hayal kuran, daha az risk alan insanlar savunmadadır. Savunmadaki insan katılaşıp sertleşir. Sertleşen insan ise esnekliğini kaybeder. Esneklik kaybolduğunda kırılma kaçınılmazdır. Kırılan zihin, en kolay yönlendirilen zihindir.

Ekonomik güvensizlik, yalnızca yoksulluk üretmez; aynı zamanda öfke üretir ve öfke, çoğu zaman gerçek sebebine değil, en yakın hedefe yönelir. Bu yüzden kriz dönemlerinde toplumda kutuplaşma artar, tahammül azalır, sesler sertleşir. Böylece kriz, toplumsal bir zemine yayılır. Geçim sıkıntısının gölgesi genişledikçe şiddetin artması, gençlerin suç ağlarına sürüklenmesi, organize yapıların güç kazanması tevekkeli değildir.

Sürekli alarmda yaşayan toplumda eşikler düşer. Tahammül daralır, sinirler gerilir, öfke yüzeye çıkar. Bunu, manşetlerden okumak mümkündür. 

Henüz ergenliğini tamamlamamış çocukların birbirini nasıl vahşice öldürdüğünü okuduğumuz haberlerden… Gençlerin şiddete sürüklenmesi tesadüf değildir. Gelecek tahayyülü zayıf olan bir kuşak, enerjisini üretime değil güce yöneltir. Gücü nerede bulursa oraya meyleder. Bazen sokak çetelerine, bazen organize yapılara, bazen de dijital dünyanın karanlık köşelerine.

Aynı gün içinde 6 kadının ketledildiği, üstelik bazılarına yönelik koruma kararlarının işe yaramadığı vakalardan…  Bir toplumda koruma kararları kâğıt üzerinde kalıyorsa, tehditler ciddiye alınmıyorsa, hukukun caydırıcılığı günbegün zayıflıyorsa, insanlar ya korkuya ya da öfkeye sığınır.

Komşu tartışmasının, sokak kavgasının, trafikteki bir bakışın ölümcül şiddete dönüştüğü olaylardan. Özellikle büyük şehirlerin, bilhassa da İstanbul’un küçük ama tehlikeli gerilimleri… Basit bir park tartışmasının kavgaya, kavganın şiddete, şiddetin ise cinayete dönüştüğü olaylar artık şaşırtmıyor. Bir yer meselesi gibi başlayan tartışmalar, aslında biriken öfkenin, yorgunluğun ve tahammülsüzlüğün dışa vurumu. Bazen bir bakış, bazen bir söz, bazen birkaç santimlik park mesafesi… Bir anlık cinnetle hayatı geri dönüşsüz biçimde değişen, hayattan geri dönüşsüz bir şekilde koparılan insanlar. 

Kucağında 14 aylık bebeği olan bir babanın sokak ortasında, el kadar bebeğin kafatasını çatlatacak şiddette odunlu saldırıya........

© Cumhuriyet