Memleketin güzelliği solarken - Cengiz Kuday
Bir memleketin medeniyet anlayışı, yalnızca yaptığı yollarla, yükselttiği binalarla ölçülmez. Kendisine emanet edilmiş bir yapıya, yaşlı bir ağaca, eski bir bahçeye nasıl davrandığı da o anlayışı gösterir. Geçmişten kalan güzellikleri korumayı bilen bir toplumla onları ihmal eden bir toplum arasında önemli bir kültür farkı vardır.
Biz bu konuyu çoğu zaman İstanbul üzerinden konuşuyoruz. Kaybolan Boğaziçi’ni, yıkılan köşkleri, betonla dolan tepeleri anlatıyoruz. Fakat aynı şeyler memleketin pek çok yerinde yaşanıyor. İstanbul’da daha görünür olan kayıp, başka şehirlerde daha sessiz sürüyor.
Meseleyi yalnızca şehircilik hatalarıyla açıklamak yeterli mi? Bence üzerinde daha fazla düşünmemiz gerekiyor. Çünkü planları da insanlar yapıyor, yapılara da insanlar sahip çıkıyor veya onları kaderine terk ediyor. Neyi değerli bulduğumuz, neyin kaybına razı olduğumuz, nasıl bir çevrede yaşamayı kabul ettiğimiz sonunda şehirlerimizin görünümünü belirliyor.
Bir köşke baktığımızda önce arsasının değerini düşünüyorsak, bir bahçeyi boş duran alan olarak görüyorsak, eski bir eserin bakımını gereksiz masraf sayıyorsak orada bir kültür problemi vardır. Böyle bir anlayış içinde güzelliği korumak, birkaç meraklı insanın gayretine kalıyor.
Üstelik zamanla kötü görüntülere de alışıyoruz. Bakımsızlık olağanlaşıyor, çirkinlik gözümüze daha az batıyor. Çocuklar güzel bir sokağın, özenle korunmuş bir yapının nasıl olabileceğini görmeden büyüyor. Sonra onlardan, hiç tanımadıkları bir güzelliği aramalarını bekliyoruz.
Ben bu kaybı en yakından Buca’da gördüm. Doğduğum, çok küçük yaşlarda yaşadığım başka şehirler olsa da kendimi Bucalı sayarım. 1953 yılında geldiğim bu ilçede büyüdüm. Memleket denince aklıma hâlâ orası gelir.
O yıllarda yaklaşık 20 bin nüfuslu, güzel bir ilçeydi Buca. Yunanistan ve Makedonya’dan gelen göçmenlerle........
