Mağaranın dışında bir Avrupa mı var? - Baran Güneş
Platon, yaklaşık 2 bin 400 yıl önce kaleme aldığı Devlet adlı kitabında siyasetin en güçlü metaforlarından birini kurar. Bir mağaranın içinde, doğduklarından beri zincire vurulmuş insanlar vardır. Onlar için gerçeklik, arkalarındaki ateşin mağara duvarına düşürdüğü gölgelerden ibarettir. İçlerinden biri zincirlerini kırıp dışarı çıktığında ise önce gözleri kamaşır. Gördüklerine inanamaz. Çünkü hakikat, alışkanlıkların sunduğu konfordan çok daha karmaşık, çok daha rahatsız edicidir. Sonra mağaraya geri döner; gördüklerini anlatmaya çalışır. Fakat kimse ona inanmaz. Dahası, düzeni bozduğu için tehlikeli ilan edilir.
Bugün Avrupa’nın içinden geçtiği dönüşümü anlamaya çalışırken zihnimde en çok bu alegori beliriyor.
TARİH SÜRPRİZLERİ SEVER...
Yaklaşık 30 yıl boyunca Avrupa’nın baktığı mağara duvarındaki resim son derece açıktı. Soğuk Savaş sona ermiş, liberal demokrasi tarihin kazananı ilan edilmişti. Küreselleşme refah üretecek, ekonomik karşılıklı bağımlılık savaşları önleyecek, güvenlik ise büyük ölçüde ABD tarafından sağlanacaktı. Avrupa ise sosyal devletini büyütecek, yeşil dönüşüme yatırım yapacak ve savunmayı ikinci planda tutabilecekti.
Ne var ki tarih, doğrusal ilerlemeyi sevenlerin değil, sürprizleri sevenlerin alanıdır.
Rusya-Ukrayna savaşı, enerji krizleri, Çin ile derinleşen rekabet, göç baskısı ve küresel güç dengelerindeki değişim, Avrupa’nın alıştığı güvenlik mimarisini sarsarken eski varsayımların da birer gölge olduğunu gösterdi. Avrupa artık mağaranın........
