Altan Öymen’den kalan… - Okan Toygar
“Heraklit, Heraklit! Akarsuya kabil mi vurmak kilit?” diye sorar Nâzım Hikmet, Efesli filozofun o meşhur “Panta rhei” –her şey akar– anlayışına gönderme yaparak.¹ Evet, her şey akıp gidiyor. Zaman da, olaylar da, insanlar da…
Yaşadığımız hayatı anlamlı ve katlanılır kılan ise kimi zaman bir kitap, bir film, bir şiir ya da bir türkü; bazen yolumuzun bir anlığına kesiştiği, daha önce hiç tanımadığımız ve belki bir daha hiç karşılaşmayacağımız birinin bıraktığı küçük izler, çoğu zaman da birlikte soluk aldığımız dostlar, bize söylemeden çok şey anlatan, yalnızca varlıklarıyla insanın dünyaya olan inancını tazeleyen iyi ve onurlu insanlar oluyor. Onlarla paylaşılan zaman, hayatın bütün sıkıntılarına rağmen insanda kolay kolay silinmeyen bir huzur ve güven duygusu bırakıyor.
Bir yıl önce yitirdiğimiz Altan Öymen de onlardan biriydi. Gazeteci, yazar, milletvekili, bakan, CHP genel başkanı… Bugün, uzun yaşamına sığdırdığı görevleri, yazdığı kitapları, tanıklık ettiği ve kimi zaman doğrudan içinde yer aldığı tarihsel olayları sıralamak elbette mümkün. Bunların hepsi anlatıldı, daha da anlatılacak. Oysa Altan Öymen, bütün bunların ötesindedir.
Onu, son görüşmemiz olacağını bilmeden, 8 Temmuz 2025’in o sıcak akşamüstünde, zatürre nedeniyle yattığı hastanenin dokuzuncu katındaki odasında görmüştüm. Uzun uzun sohbet ettik. Dört kişiydik. Özellikle son döneminde yanından bir an bile ayrılmayan kızı Aslı Öymen ile hastanenin tıbbi koordinatörü, ihtisas yıllarımdan bu yana arkadaşım Prof. Dr. Kerem Özel de yanımızdaydı.
Önce hastalığından söz ettik. Bulguların kaygı verici görünmediğini, başlanan antibiyotik tedavisiyle kısa sürede toparlamasını beklediğimizi anlattık. Her daim meraklı, öğrenmeye hevesli Altan Bey, zatürre ile akciğer enfeksiyonu arasındaki ilişkiyi sordu. Bu soruyla, konu keyifli bir sohbete dönüştü; zatürre, pnömoni ve akciğer enfeksiyonunun aynı hastalığın farklı adları olduğundan, bu adların farklı dillerdeki karşılıklarından söz ettik. Türk edebiyatında zatürrenin izini sürerken yolumuz Reşat Nuri Güntekin’e, Orhan Kemal’e, Tanpınar’a kadar uzandı. O günlerde henüz yayımlanmamış, Ataol Behramoğlu’nun siyasal kimliği üzerine hazırladığımız “Hayatımız........
