Hikâyesi olan kent: Eskişehir
Kentler insanlara benzer, insanlar da kentlere. Yaşanabilir kentleri gördükçe ister istemez o benzerlikleri var eden gerçeklikler üzerinde düşünedurursunuz.
Italo Calvino, “Kentler takas yerleridir, tıpkı bütün ekonomi tarihi kitaplarında anlatıldığı gibi ama bu değiş-tokuşlar yalnızca ticari takaslar değil; kelime, arzu ve anı değiş-tokuşlarıdır” diyordu. (*)
Üç gündür Eskişehir’deydim. “Mutlu kentin” bir metafor olarak değil, nasıl yaşanır olabildiğini görebilmek için buraya gelmem gerekiyordu sanki!
Öyle ki bu kentte ne kadar çok “takas”ın yaşandığını da bir hafıza yolculuğuna çıkarak öğrenebiliyordunuz ancak...
Yılmaz Büyükerşen ile büyükşehir belediye başkanı Ayşe Ünlüce’nin davetlisi olarak gelmiştim bu “mutlu kent”e. “Hayatı edebiyat ile karşılamak” konulu bir konferansım vardı.
Karayoluyla kente adımınızı attığınızda sizi karşılayan modern bir kent havası ruhunuza iyi geliyor. Böylesi bir karşılama sizi yeni, hatta benzersiz karşılaşmalara hazırlıyor.
Kentler hikâyeleriyle ilgimi çekmiştir hep. Doğduğum kent Erzurum’u yazarken de bunu hissetmişimdir. (**) Kentinize dair ne yazarsanız yazın, tükenmeyen bir duygudur.
Yılmaz Büyükerşen’i, Ayşe Ünlüce’yi dinlerken bunu bir kez daha gördüm, derinden hissettim. “Doğduğunuz yeri, ülkenize sevmek böyle bir şey” dedim içimden.
Güne gözümü Porsuk Konukevi’nde açarken Albert Camus’yü okumaya verdim kendimi bir süre. Onun doğduğu kentin, Oran’ın izlerindeydim. Ondan şu satırları okuyunca duraladım:
“Oran’ın başka anıtları da vardır. Ne de olsa onlara bu adı vermek gerekir; öyle ya, onlar da kentlerinden yana tanıklık eder, belki daha da anlamlı bir biçimde.” (***)
Karşımda, Porsuk Çayı’nın en görünür yerinde, bir “anıt” duruyor: Büyükerşen’in hüneri... Ve kentin her yerinde hikâyesi olan anıtlarla karşılaşmanız şaşırtmalı sizi.
Büyükerşen’le sohbet ederken şunu düşünmüştüm: Bir kentin taşıyıcı........
