70 Yaşım / 8 Mart
İçimdeki Bahar, Omuzlarımdaki Yorgunluk
1 Mart’ta 70.yaşıma girdim. Bu cümleyi kurarken içimde birbiriyle çatışan iki duygunun esiriydim adeta. Tarif edilmesi zor bir yorgunluk ve hala sönmeyen bir coşku, heyecan. Tam doğum günüm arifesinde de uzun süredir beklenilen adeta parçalı 3. Dünya savaşının başlangıcıyla olsa gerek bu çelişkili duygum iyice ağırlaştı. ABD ve İsrail yeniden İran’a saldırıyı başlattı. Güya barış ve istikrar denilerek sivillere, çocuklara yapılan katliamları, İran’da okula atılan bombayla ölen 85 kız çocuklarının cenaze törenini, her gün TV kanalından SAVAŞ ÖZEL YAYINI adıyla film izler gibi bir kez daha izlemeye başladık.
Yorgunluğumun çoğu elbette sorumluluk hissettiğimiz dünyada ve ülkemizdeki yaşananlardan kaynaklanıyor. Ayrıca kaybettiğim sevdiklerimden, yaşamımda uğurlamak zorunda kaldıklarımdan, düşerek yeniden ayağa kalkmak zorunda kaldığım günlerden. Diğer duygum coşkum ise, hiç vazgeçmeyen yanımın, hala daha güzel bir dünyanın mümkün olabileceğine inanan, umudunu hiçbir şekilde kaybetmeyen kalbimin sesi.
Hayatım boyunca hep şuna inandım. Toplumsal sorumluluk yalnızca gençliğe ait bir görev değildir. Çünkü vicdanın ve umudun yaşı yoktur. Bir öğretmen olarak girdiğim sınıflarda, bir siyaset insanı ve yurttaş olarak meydanlarda, sokakta, bir cumhuriyet kadını olarak hayatın içinde hep aynı ülkünün peşinde koştum. “Daha adil, daha özgür, daha mutlu bir düzen mümkün mü? Ve ben bunun için ne yapabilirim”
Bizim kuşak, büyürken umutla dünyayı değiştirebilmenin telaşına ve derdine düştük. İnsan olmanın ağırlığıyla. Yaşama gözlerimizi açmak bile başlı başına bir sorumluluktu aslında. Önemli olan tek şey yaşarken bu hayatın hakkını vermektir dedik. Kısaca insan olabilmektir. İnanıyorum ki bu dünyayı bugün kırgınlıklarla, öfkelerle dolu yetişkinler değil, hayallerini özgür bir dünyada kurmak isteyen gençler, bizim çocuklarımız değiştirecek. (YÜRÜYÜŞÜMDEN İZLER )
Bugün bana sevgiyi, umudu, aşkı yeniden, yenileyerek öğretenler çocuklarım ve torunlarım. Onların gülüşlerinde, onların gözlerinde yarınların aydınlığını görüyorum. Onlar için duyduğum büyük sevgi ve sorumluluk beni susmamaya daima ayakta genç kalmaya çağırıyor. Ve şunu artık çok net görüyorum. Mücadele yalnızca siyasi partilerin içinde verilmez. Siyaset aynı zamanda bir kadının yaşam hakkını savunmaktır. Komşun açken tok yatmamayı, bunun için çare aramayı seçmek bir siyasettir. Sokaktaki tanımadığın yalnız kadının çığlığını duymak onu görmektir. Siyaset sadece Kürsülerden yapılan konuşmalar değildir. Siyaset bir duruştur. Siyaset bir yaşam biçimidir.
Evet, yorgunum. Yıllardır değerlerimiz için mücadele verirken yol arkadaşlarımın ve yol açtıklarımın günümüz çirkin siyasetinin içinde savrulduklarını görmek, halk adına yola çıkıp, halktan koptuklarını, doğayı korumak varken, koltukları uğruna sessiz kaldıklarını, vefasızlıklarını görmek canımı çok acıtıyor. Ve ben bu duyguyu kalbimdeki sızıyı bir türlü atamıyorum. Yorgunluğun başlıca sebepleri bunlar olsa gerek diyorum. Ama bu yorgunluk beni yine de asla inandığım değerlerden uzaklaştırmıyor. Kenara çekmiyor. Tam tersine, siyasetin her gurupta kirlenebileceğini ama kişilerin duruşlarının yalnız kalınsa dahi kirlenmemesi gerektiğini geçte olsa öğretti. İşte bu yüzden nerede ve kaç yaşında olursak olalım hala devrede olmamız gerektiğine bugün daha çok inanıyorum. Zeytin ağaçlarının sökülmediği, ormanların madenlere kurban edilmediği, çocukların yatağa aç girmedikleri, eşit ve bilimsel eğitim aldığı bir ülke için, kadınların yaşamlarının değer olduğu bir toplum için, gençlerin umutlarını başka ülkelerde aramak zorunda kalmadıkları yarınlar için devrede olmak genç kalmak zorundayız.
Doğduğum, doyduğum ve sevdalısı olduğum kentim Bodrum için, ülkemizin değerleri ve aydınlık yarınları için şunu asla unutmayalım. Hangi yaşta olursak olalım hep genç kalmak zorundayız. Genç kalmak haksızlıklar karşısında susmamaktır. Doğayı savunmaktır. Eşitliği istemektir… Genç kalmak umudu diri tutmak, karanlığa alışmamaktır. Genç olmak “ben hala buradayım, varım” diyebilmektir.
Yorgunum evet, ama bu yorgunluklar beni durdurmayacak. Aksine hayatta nelerin gerçekten önemli olduğunu hatırlamama vesile olacak.
Ben torunlarıma yalnızca anılar değil, bir duruş bırakmak istiyorum. Haksızlıklar karşısında susmamayı, doğayı savunmayı, sevgiyi büyütmeyi, umudu örgütlemeyi, hiçbir koşulda doğrulardan ve değerlerimizden vazgeçmemeleri gerektiğinin tanığı olmak istiyorum.
Yine bir 8 Mart “dünya emekçi kadınlar haftası” içindeyiz. Aynı duyguları anlatmaktan vazgeçmediğim ama bir türlü anlamamakta ısrar eden yetkiyi alınca nereden nasıl geldiğini unutan “kız kardeşlerime” bir kez daha söylüyorum ki gücümüzü ancak önce çevremizden başlayarak SEVGİYİ ÖRGÜTLEMEMİZLE büyütebiliriz. “yaşasın kadın dayanışması” sloganını önce bulunduğumuz kurumlarda, çevremizde ve içimizde sağlayalım. Aksi çalışmalar sadece zaman kaybı olacaktır.
70 yılımın yarım asırlık döneminde her 8 Martlarda söylediğim gibi bir kez daha ifade ediyorum… 8 Martlar kadın erkek fark etmeden yaşamı savunanların, özgürlük adalet ve mutluluk isteyenlerin, biz bu dünyayı atalarımızdan miras değil, çocuklarımızdan emanet aldık diyebilenlerim seslerini çoğalttıkları günler olsun.
Evet, benim için inanması zor olsa da artık 70 yaşındayım. Bu güne kadar içimdeki coşkuları hep var eden yaptıklarıyla içimi acıtıp canımı yaksalar da hayatı farklı bakışlarla tanımamı sağlayan, seven sevmeyen, beğenen beğenmeyen, tüm yaşananlara ve yaşanmışlıklara rağmen içimdeki heyecanları, coşkuları besleyenlere, beni büyütenlere selam olsun.
Benim için yaşam şimdi yeniden başlıyor. Hoş gel yeni yaşım, hoş gel yaşayacaklarım. Ben buradayım ve hazırım…
Nuran Yüksel /Mart /2026 /Bodrum
