Arnavutluk’un Özsaygı Dersi
“Orayı böyle keşfettik. Ada'ya yüzerek gittik; tepesine kadar yalınayak çıktık ve büyülenip kaldık. Yıllar içinde de adanın taşıdığı potansiyeli ortaya çıkarma fırsatı doğdu.”
“Orayı böyle keşfettik. Ada'ya yüzerek gittik; tepesine kadar yalınayak çıktık ve büyülenip kaldık. Yıllar içinde de adanın taşıdığı potansiyeli ortaya çıkarma fırsatı doğdu.”
Yabancı bir adayı “ıslah etme” arzusundan söz eden bu kadın bir kaçakçı teknesinden inmiş olsaydı, hayalleri Arnavutluk hükümetinin yakınlarda İtalya’yla birlikte kurduğu göçmen gözaltı merkezlerinden birinde suya düşerdi. Ama söz konusu tekne milyonlarca dolarlık bir yattı; adanın tepesine yalınayak çıkan kadın da Ivanka Trump’tı. Bu hayalin gerçekleşmesi için gereken tek şey, ülkenin başbakanı Edi Rama’yı çağırmak ve kocası Jared Kushner ile şirketlerinden birini, koruma altındaki bir yaban hayatı bölgesini lüks gayrimenkule dönüştürmek üzere devreye sokmaktı.
Arnavutluk hükümeti, henüz kesinleşmiş bir anlaşma olmadığında ısrar ediyor. Ama projeye duyduğu hevesi saklamış da değil. Onu bundan dolayı kim suçlayabilir? Komünizmden kapitalizme geçişle geçen on yılların ve uzayıp giden AB üyelik müzakerelerinin ardından Arnavutluk, 1,2 milyondan fazla vatandaşını göçle kaybetti. İmalat sanayii zayıf; tarım sektörü acil bir modernleşmeye ihtiyaç duyuyor; yükseköğretim sistemi ise üniversitelerin 1990’larda özelleştirilmesinden bu yana kriz içinde. Küresel piyasaya sunabileceği sanayi, finans ya da insan sermayesi kalmayınca, geriye satılacak tek şey olarak doğa kalıyor. Son dönemde yükselişe geçen turizm bile, ülkenin imajını düzeltmek için hükümetin planlı ve yoğun bir kampanya yürütmesini gerektirdi.
Sürdürülebilir kalkınmayı ve çevrenin korunmasını savunmak kolay; bunları hayata geçirmekse pahalı ve zor. Rekabetçi küreselleşme koşullarında gayrimenkul ve lüks turizm, eşitsizliği artırıp doğal kaynakları tüketse bile, daha hızlı büyüme sağlıyor. Arnavutluk’un önüne konan modeller, zengin ülkelerin otuz yıl önce deneyip bugün pişman olduğu modeller.
Arnavutlar, devlet desteğinin olmadığı bir ortamda gayrimenkul spekülasyonunun sıradan yurttaşlar için ev almayı da kira ödemeyi de güçleştireceğini biliyorlar. Lüks turizmin, insanın kendi ülkesinde tatil yapmasını küçük bir azınlığın ayrıcalığına dönüştürdüğünü de biliyorlar. Kayda değer sendikaların olmadığı, işçi hareketinin ise ancak komünist dönemden kalma 1 Mayıs geçit töreni görüntülerinde karşımıza çıktığı bir ülkede çalışma koşulları öylesine sömürücü ki, mevcut işleri ancak daha da çaresiz ülkelerden gelenler........
