"Demokratik Cumhuriyet"
Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.
Bu topraklarda son 50 – 55 yılın tarihine tanıklık edenler, bu tanıklığın bu topraklar insanının ve yönetimlerin bir türlü “Kürt sorunu” mu, yoksa “Terör sorunu” mu olduğuna bir türlü karar veremeyişinin de tarihi olduğunu bilirler.
Bir şeyi daha bilirler.
O da, bu topraklarda en az bir millenium kadar diğer kadim halklarla birlikte yaşayan Kürt kardeşlerimizin “Sorunu olan sadece biziz” saplantısından kurtulamamış olduğu gerçeğidir.
Bu saplantı, dünyanın “farklı halkların kaynaşması ve bir potada erimesi denen olgunun en yoğun ve karmaşık biçimde yaşandığı” bölgesi olan Anadolu topraklarında, sadece Kürt kardeşlerimizin (aynı bir takım Türkler gibi) “saf kan ve katıksız etnik ve milli aidiyet hissetmeleri ve bundan dolayı baskı gördükleri” saplantısıdır aynı zamanda. Tabii ki bu topraklarda “sadece kendilerinin baskı gördüğü” ve “demokrasinin sadece kendilerinden esirgendiği” saplantısı da bir yanılgıyı körüklemiştir.
Yanılgı, hem de tarihi bir yanılgı olan bu “Biz 1984’te başlattığımız (ve başardığımız) silahlı isyan ve bu isyanla ödediğimiz bedeller karşılığında şimdi bir takım kazanımları hak ettik” tezini de beraberinde getirmiştir.
Kürt siyasi hareketinin hiçbir zaman anlamak ve kabul etmek istemediği gerçek ise, kendilerine “Kürt olmalarından kaynaklı” yöneltilen anti demokratik – faşizan baskıların, bu topraklarda yaşayan tüm insanlara dönük baskının “ayrılmaz bir parçası” olduğu gerçeğidir.
Silahlı örgütün önderi Abdullah Öcalan ve kadrolarının, tabana yaydığı ve önemli ölçüde de etkili olan propaganda da bunun üzerine tesis edilmiştir. Öcalan da, “silah kullanmasak ve o kadar kan dökmesek buraya getiremezdik işi” içerikli tarihi 28 Şubat 2025 bildirisinde “zafer kazandık,........© Birgün
