Yapay zekâ her şeyi yaparsa biz ne için çabalarız?
Diyelim ki sabır, yorgunluk ve varoluşsal sıkıntı yaratma kapasitesiyle donanmış bir varlık olarak işe gidiyorsunuz. Haftada beş gün, günde sekiz saat. Yıllarca. Bu yolculuktaki en büyük tesellilerden biri şu: “En azından bir şey yapıyorum.” Bir şeyler üretiyorum, katkıda bulunuyorum, ileriye taşıyorum. Ben varoluşumun faturasını ödüyorum.
Şimdiyse yapay zekâ, bu faturayı sizin adınıza ödemeyi teklif ediyor. Ücretsiz. Hemencecik. Ve muhtemelen sizden daha iyi bir anlatım ile.
GÜNCELLEMESİ GEREKEN AFORİZMALAR VAR
Modern insan, Descartes’ın “Düşünüyorum, o halde varım” önermesini sessiz sedasız şu şekilde güncelledi: “Çalışıyorum, o halde varım.” Kimlik, büyük ölçüde üretkenlikle eşitlendi. Biri sizi tanıtmak istediğinde ilk sorduğu şey “Ne yapıyorsunuz?” oluyor, “Nasıl yaşarsınız?” değil. Bu iki soru aynı değil; biri varlığınızı talep ediyor, diğeri işlevinizi.
Yapay zekâ tam da bu ikincisini, yani işlevi devre dışı bırakma yolunda ilerliyor. İlk aşamada tekrar eden görevler gitti. Sonra orta düzey bilişsel iş. Şimdiyse yaratıcılık, analiz, strateji. Peki, bu süreç tamamlandığında, insan kimliğinin üretkenliğe dayanan bölümü ne olacak? Biyografiler boşalsın mı, yoksa yeniden dolsun mu ve ne ile?
ARİSTOTELES’İN HELİKOPTERİ
Antik Yunan’da “skhole” kavramı vardı: Zorunlu üretkenlikten azade, düşünmeye ayrılmış boş zaman. Aristoteles bunu insanın en yüce hali olarak tanımlıyordu. Ama bu felsefeyi (üreten, köle sistemiyle beslenen Atina demokrasisinin filozofu tarafından) (üretmeyenlerin, yani kölelerin sırtında)........
