Sınır, sinir ve sosyoloji
Son zamanlarda medyada sıklıkla duyduğumuz/okuduğumuz ‘Fırat’ın doğusu/batısı’ ifadesi, sadece Suriye’de yaşayan Kürtler’le değil, modern devletlerin kuruluş biçimine denk gelen kimlik sınırlarıyla da ilgilidir. Bu yüzden sadece politik değil, daha çok sosyolojik bir duruma işaret eder ve bunu anlamak, sistem politikalarının sosyolojiye olan mesafesini görmeye de imkân sağlar. Ne var ki sınırların çizilmesinde sosyolojik boyut, genellikle milliyetçi politik mülahazaların gölgesinde kalmıştır.
Modern devletlerin kuruluşu ve sınırlarını belirleme dinamikleri ‘ulus’ ya da ‘ulus olmaya çalışan’ ve genellikle dilsel özellikleriyle tarif edilen kimlikler üzerine kuruluydu. Devletlerin merkezinde ‘millet’ ve ‘dil’ olduğu için, sınırları belirlemede de hep bu dinamikler belirleyici oluyordu. Dolayısıyla ‘sınır savaşları’ aslında birer kimlik savaşlarıydı. Bir modern devlet için sınırlarını belirlemek, her şeyden önce, o sınırlar dâhilinde kimliğini kurmaya imkân veriyordu. Bu yüzden kimliğini kurma süreci, sınırları kurma söylemini de meşrulaştırıyor ve ‘düşman’a işaret eden bütün dil, sınırların içindeki nüfusun milliyetçi reflekslerini besliyordu.
Esasen ‘ulusal kahramanlık’ öyküleri de büyük ölçüde buradan çıkmıştır. Zira modern sınır tahayyüllerinin en dikkat çekici özelliği, her ulus kimliğin, kendi için hak olarak gördüğünü, öteki için görmemesi ve........
