menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

"Lüzum görülmesi halinde"nin gölgesinde: Çıplak arama gerçeği

57 0
13.06.2026

İnsan bedeninin sınırları, hukuk metinlerinde çoğu zaman “lüzum görülmesi halinde” gibi muğlak ifadelerin içine sıkıştırılır. Kapalı kapıların ardında bu muğlaklık, kimi zaman giysiyi, kimi zaman mahremiyeti, kimi zaman da insan onurunu hedef alan müdahalelerin zeminine dönüşür. Gözaltı süreçlerinde ve cezaevi girişlerinde bu zemin, “güvenlik” gerekçesiyle genişler; ancak geride kalan çoğu zaman insan onurunun daralan alanıdır. Güvenlik adı altında tarif edilen şey, çoğu zaman çıplak bir güç ilişkisine işaret eder.

Mevzuat bazı güvenceler öngörür: aynı cinsten görevli, mahremiyetin korunması, işlemin aşamalı yapılması, tutanak düzenlenmesi ve zorunluluk ile ölçülülük ilkeleri. Ancak burada belirleyici olan şey eksiktir: maksadın denetimi! Bu müdahalenin gerçekten gerekli olup olmadığı, hangi sınırda durduğu ve nasıl denetlendiği belirsizdir.

İnsan onuruna aykırı bu uygulama, ne yazık ki yalnızca kamuoyu tepkisi doğuran olaylarda görünür olur. Geri kalan geniş alan ise denetim dışı kalır.

Türkiye’de “çıplak arama” doğrudan yasada tanımlanmış bir uygulama değildir. Daha çok yönetmelikler ve idarenin güvenlik gerekçesiyle geliştirdiği yorumlarla yürütülen bir pratiktir. Ancak mesele idari bir detay değil, doğrudan insan onuru meselesidir.

Anayasa’nın 17. maddesi insan onurunu, 20. maddesi özel hayatın gizliliğini güvence altına alır. Buna rağmen uygulama pratiği çoğu zaman bu anayasal güvencelerin gerisinde kalmaktadır.

Bu müdahale biçimi yeni de değildir. Yıllardır çoğunluğu kadın ve LGBTİ olan birçok kişi, karakollarda, emniyet birimlerinde ve cezaevlerinde benzer aşağılayıcı muameleleri anlattı. Ancak bu iddiaların önemli kısmı ya hiç soruşturulmadı ya da sonuçsuz bırakıldı.

KADINLAR VE LBGTİ 'LAR........

© Birgün