menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Laikliği sahiplenmek sınıfsaldır*

79 320
15.02.2026

Genç bir insanın, Enes Kara’nın tarikat ve cemaat kontrolü altında gördüğü baskıya dayanamayarak intihar etmesi. Ne yazık ki en üzücü tepki Millet İttifakı’nın sembolik olarak Cumhuriyetçi kanadının militan kesimi olması gereken CHP’den, Kemal Kılıçdaroğlu’ndan zayıf bir açıklama geldi. “Gençlerimizle ilgili canımızı yakan olgular söz konusu olunca, paylaşacağımız içeriklerde hepimiz sorumlu davranmak zorundayız. Bana kızanları anlıyorum ama etik sebeplerden dolayı paylaşım yapmayacağım” dedi. Bu herkesi tehdit eden açıkça eğitim sisteminin üst kademesini dahi kontrol eden siyasal İslamcılığın sineye çekilmesi anlamına geliyor. Daha önce ekim ayında parti kadrolarına Diyanet İşleri konusunda sorular gelirse cevap verin ama polemiğe girmeyin diye talimat verdiğini biliyoruz. İttifak’ın doğal katılımcısı üç parti var DEVA, Gelecek, Saadet. Bu üç parti de İslamcı geleneğin uzantısı. Babacan, Enes Kara’nın intiharı meselesine ilişkin “Beğenmedikleri her şey kapatılsın istiyorlar. AYM kapatılsın, diyenlerin ardından Enes’in ardından da bir şeyler kapatılsın diyorlar” gibi bir açıklama yaptı, tepki gelince yumuşatmaya çalıştı. Muhalefetin büyük ve küçük ortaklarının açıklamaları böyle. Akşener nispeten daha pozitif bir tavır alıp “Beğenmediğiniz eski Cumhuriyet’in en önemli gücü eğitime eşit katılımdı. Sosyal devlet sorumluluğu cemaatlere tarikatlara bırakıldı” dedi. Eleştiri yine sağ kanattan geldi. Ona göre Türkiye solu bu duyarlılığı taşımak zorundadır ve taşıyor. Bugün Cumhuriyet değerlerinde AKP tarafından yaratılan zararları ileride rejimi yeniden onarma aşamasında zaruri olarak vurgulayan sosyalist soldur.

Sosyalist sol 1980 Darbesi’ne kadar laiklikle ilgili bir mücadele yürütmek zorunda hissetmiyordu. 2007’de başlayan Cumhuriyet Mitinglerinde dahi sosyalist solun katılımı marjinal kalmıştı. Fakat ne zaman AKP siyasal İslam’ı rejime yedirmeye başladı, bu duyarlılığı sahiplenen sosyalistler oldu ve şu an sadece sosyalist sol laiklik bayrağını ayakta tutuyor. Bütün gücümüzle Türkiye’nin tüm sosyalist güçleri bu duyarlılığı halk sınıflarına ve diğer siyasi akımlara da aktarmak zorundadır buna CHP’nin aydınlanmacı tabanı da dahildir. HDP’nin tabanında buna dair bir problem olduğunu sanmıyorum, ama onlarla iletişimin yürüyüp canlanması lazımdır. Sosyalist sol düşün üzerinde sahibi olduğu ağırlığı, küçük parlamento temsilinde değil geniş etki alanında diğer akımlara taşıyacak dinamik rolü üstlenmelidir.

Buna ikinci bir unsuru da ekleyebiliriz. Laikliği sahiplenmek sınıfsaldır. Siyasal İslam’ın emekçi sınıflara taşınması sınıf mücadelesini yumuşatmıyor felce uğratıyor. Siyasal İslamcı ideolojinin işçi sınıfına taşınması sınıf bilincinin kırpılıp nötralize edilmesine sebep olmaktadır. Bu karşımızdaki sınıfsal bir problemdir. Bu dönüşüm 80’lerde başladı ama esas olarak 21. yüzyılın problemidir. AKP döneminde bu neoliberal saldırılara teslimiyet yerleşmiştir ve yoğunlaşmıştır. 80 dönüşümü bir dönem telafi edildi. 12 Eylül rejiminden sonra emeğin büyük kayıplarını telafi eden bir ara dönemden de geçtik. ANAP iktidardan uzaklaşırken emekçi sınıfın sendika tabanından gelen büyük muhalefet dalgası ekonomiyi 4-5 yıl etkisi altına aldı. 12 Eylül ve ANAP rejimindeki kayıplar kısmen telafi edildi. Destekleme araçlarının felce uğradığı dönemde bölüşüm bozukluğu yaşanmıştı bu bozukluk 4-5 yıl telafi aşamasından geçmişti. Bu telafi aşamasının son bulması, Türkiye’de 98 sonrası IMF programıyla olmuştur. Buna 2001 krizinde yaşanan toplumsal tepki AKP’yi iktidara getirdi. Bu tepkilerle iktidara geldi ama 2015 yılına kadar IMF programını aynen uyguladı. Ondan sonra da ana öğeleri uygulama kaydıyla kaçamak yapmaya çalıştı. Ana öğesiyse şuydu işçi sınıfının örgütlenme düzeyinin dağılmasıdır. Bu 12 Eylül rejiminin getirdiği zorbalıklarla, neoliberal düzenin bozukluklarının sisteme yedirilmesidir. Bu AKP yıllarında yerleşik hale geldi. 80 öncesinde sendikal faaliyet Avrupa düzeyindeydi, bugün temsilidir. Asgari ücret ortalama ücret olmuştur. Kamu yönetiminde kamu personeli sözleşmeli personele dönüşmüştür. Sosyal devlet kurumlarının büyük ölçüde dağıldığı, eğitimin ve sağlığın ticarileştiği aşamalardan geçtik, bunun bedelini yaşıyor ve ödüyoruz. İşte eğitim sisteminde devletin ikinci role çekilmesi, özel eğitim kurumlarının yaygınlaşmasının yarattığı ağır bilançoyu günden güne yaşıyoruz. AKP bu politikaları istikrarlı olarak sürdürdü. Şimdi eğitim gibi en temel kamusal hizmetlerin piyasalaşmasının sonuçlarını yaşıyoruz. CHP’nin bir merkez parti olarak söylemleri bir neoliberal teslimiyet anlamı taşıdığı için özelleştirmelerden sosyal devlet ihtiyacına kadar bu ağır bilançonun telafisini ancak sosyalist sol gündeme getirebilir.

ENDİŞELİ MUHAFAZAKARLAR

Niçin CHP kendi tabanında olmayan bir tutucu kesime yönelik hareket ediyor? Bu liberallerin Türkiye soluna AKP’nin ilk yıllarında taşıdıkları şu anlatı üzerinden şekilleniyor: “Türkiye toplumunun çoğu Müslümandır, bu kültürün siyasete taşınması doğaldır. Demek ki seçimi kazanacak partinin bu değerleri taşıması da doğaldır.” Tüm bu adımlar AKP iktidarını doğal gösterme çabası içindi. Bu durum bu iktidarın ilave yükü olan siyasal İslam’ı göstermiyor. CHP bu ayrımı yapamıyor. Türkiye toplumunda Müslümanlık bir birikimdir, edinimdir, buna dair kimsenin kavgası veya problemi yoktur. Farklı farklı insanlarda Müslümanlığın büyük küçük izleri görülebilir. Bu izler siyasi rejimi belirleyecek bir ağırlık taşımamaktadır. Türkiye toplumunun Müslümanlık birikimi Cumhuriyet devrimlerine bir engel olmamıştır. Türkiye toplumu medeni kanunu da içeren Cumhuriyet devrimlerini benimsemiş özümsemiş bir toplumdur. Şeyh Said İsyanı gibi birkaç istisnayı göstererek toplumun Cumhuriyet devrimlerine direndiği söylenemez. AKP siyasete Türkiye Müslümanlığını değil, ithal bir Müslümanlığı taşıyarak siyaseti işgal etmiştir. Ne Müslümanlığıdır bu? İhvan Müslümanlığı. AKP siyasetinin ana gündemini oluşturmuştur bu. Bu ana gündemde Nurculuk ile Fethullahçılık ile de bütünleşmiştir. Bu AKP’nin Türkiye Müslümanlığını fethetme çabasıdır. Bunu Türkiye toplumuna mal ederek aman İslami değerlerle tartışmayalım titizliği anlaşılabilir, ama yanlıştır. Bugün çeşitli nötr anketler Atatürk’ün büyük çoğunluğun kabul ettiği simgesel bir değer olduğunu gösteriyor. Türkiye’de laiklik İslami geleneklerle çatışmadan yaşamanın esnekliklerini ve nimetlerini yaşamıştır. Bu algılama CHP kadrolarına taşınmadı, bu önemli bir kayıptır.

Bugün önemli bir dönüm noktasındayız. Siyasal İslamcı rejimin sonunu getirme şansı var. Bu seçimler Türkiye’ye kayıplarını telafi etme olanakları sunacaktır. Sosyalist sol, diğer akımlar bir felç halinde olduğu için ek sorumluluklara sahiptir. Birinci sorumluluk şudur: Gündeme gelen restorasyonun tutucu değil demokratik olması, ikinci olarak neoliberal sermayenin tahakkümü döneminde yaşadığımız bütün kayıpların da telafi edilme dönemine gireceğiz. Neoliberal ve siyasal İslamcı yükün temizlenmesi sorumluluğu sosyalist soldadır. Bunun temsiliyeti aranmalıdır. Temsiliyetin ana gücü anayasa değişikliği sürecinde gündeme gelecektir.

*Korkut Boratav’ın 23 Ocak 2022 tarihli BirGün Pazar için kaleme aldığı yazısının bir bölümün içinde bulunduğumuz dönemde hafıza tazeleme niyetiyle yeniden okurlarımıza sunuyoruz. 


© Birgün