Uyuşturucu testleri yönetim hakkı mı, kişilik hakları ihlali mi?
Ülkemizde son dönemde, magazin figürlerinden çeşitli sosyal camialara kadar uzanan uyuşturucu operasyonları, adliye koridorlarından gazete manşetlerine taşınmaya devam ediyor. Bu sarsıcı operasyonlar sadece asayiş bültenlerinde kalmadı; sessiz sedasız iş dünyasının kapılarına, insan kaynakları departmanlarının masalarına kadar dayandı.
İşverenler, hem kendilerini hem de iş yerlerini koruma refleksiyle artık sadece sabıka kaydı veya rutin sağlık raporuyla yetinmiyorlar. Öyle bir noktaya gelindi ki, laboratuvar verileri işe girişlerde talep edilen uyuşturucu testi başvurularının tam 7 kat arttığını gösteriyor. Peki, bu "güvenlik" arayışı nerede durmalı? Adaylardan istenilen testler işverenin yönetim hakkı mıdır, yoksa adayın kişilik haklarını ihlal mi?
ANAYASAL GÜVENCE
Kanımızca bu konuyu değerlendirirken Anayasamızın şu iki maddesini göz önüne almalıyız. Çünkü Anayasa’nın 17. maddesi çok nettir: "Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir... Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmaksızın üzerinde tıbbî deneyler yapılamaz." Bir iş başvurusunda adaydan kan, idrar veya saç örneği talep etmek, bu maddeyle korunan vücut bütünlüğüne doğrudan bir müdahaledir.
Yine Anayasa’nın 20. maddesi, "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile........
