Cemal Demir -Hatırladıklarım-
Sene dokuz yüz seksen beşti. Onu kim yanıma getirdi, nasıl tanıştık -aradan geçen kırk bir seneden sonra- aklımda kalan bir sahne yok. Mavi gözlü, sarı saçlı ve hafif göbekli bir yeniyetme olarak aramıza katıldığında, her haliyle farklı biri olduğunu hemen anlamıştık. İyi satranç oynuyor, matematikte zor soruları çözüyor -darbenin gölgesinde, o küçük şehirde- Cumhuriyet okuyor, Aziz Nesin'in, Yaşar Kemal'in kitaplarından söz ediyordu. Çok iyi bağlama çalıyordu, spor yapamıyordu -haftada bir basket oynarken-, Gökhan diyordu, ne kadar yükseğe sıçrıyor.
Lisemizin adı bir iki yıl evvel Cumhuriyet olmuştu; ama eski ismi Kalan daha sıcak geliyordu. O yüzden biz -karşıda okuyanlara-, biz Kalanlılarız diyorduk. Onlarla her yıl başta bilgi ve spor yarışmaları, diğer müsabakalar oluyordu. O liseyle bizi, -sallanan köprü dediğimiz- en az yirmi metre uzunluğunda tahtadan bir köprü ayırıyor -gıcırdayan eski tahtalarının altında- masmavi Munzur sessizce akıyordu.
Neden bilinmez, dersleri iyi tüm öğrenciler Beş Fen A'da buluştuk, sonra Altı Fen A olduk. Benim gözüm -hapisten yeni çıkmış akrabanın kiniyle- sosyal-siyasal bilimlerdeydi, arkadaşların hatırına o sınıfa gitmiştim. Almanya'dan gelmişti, Almanca'dan Türkçe'ye geçmekte zorlandı bir vakit, konuşurken sık sık, o kelimenin Türkçesi neydi diye sorması bundandı. Şehrin tam ortasındaki meydanda, her akşam saatlerce gidiyor, geliyorduk. O konuşuyor, biz dinliyorduk. Bir gün -sesini hafif alçalttı- Gülünün Solduğu Akşam'ı anlattı, idam gecesi anılarını ve Denizleri ondan öğrendik.
Atilla........
