menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Senin için

8 0
yesterday

Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.

Fedakâr sözcüğüyle arama uzun zaman önce mesafe koyduğumu fark ettim. Sanırım fedakârlığın nerede bitip nerede borca dönüştüğünün birbirine karışmasından. Fedakârlık yapsam bile onu bir fedakârlık gibi yaşamıyorum. Taziyelerde de fedakâr sözcüğünü çok duyuyorum: Fedakâr bir anneydi, fedakâr bir babaydı. Kimsenin arkasından “kendisi için yaşadı” denmez; dense övgü gibi değil, suçlama gibi duyulur. Türkiye’de fedakârlığın örnekleri çoğu evde olsa gerek: Kardeşleri okusun diye okulu bırakıp çalışan abla, hasta annesine bakmak için evlenmeyen kız, parayı çocuğunun dershanesine ayırdığı için dişini yaptırmayan anne, sevmediği işte otuz yıl çalışıp “sizin için katlandım” diyen baba. Çocuk büyür, ilk maaşıyla kendine değil annesine bir şey alır. Ben de öğrenciyken yazıdan kazandığım ilk paramla babama yemek ısmarlamıştım. Annem de, babam da fedakârlıklarıyla övünürlerdi.

O övünç boşuna değildi; fedakârlık, bir şeyden vazgeçen insana karşılığında başka bir şey verir, çoğu zaman vazgeçtiğinden daha görünmez ve daha kalıcı bir şey. Bunun en görünür hali, kendi arzusunu sevdiğinin ihtiyacı diye göstermek. Mesela araba isteyen baba, “çocuklar gezsin” diyerek isteğini meşrulaştırabilir. Daha az görünen ve daha yaygın hali ise gerçek yoksunluklarda, bütün o övünç cümlelerinde saklıdır: “Ben sonra yerim”, “bana bir şey olmaz”, “sizin için katlandım”. Fedakâr insan çoğu zaman isteğinden vazgeçmez; isteğini devreder. Faturayı kimse yazmasa da alan onu kendi eliyle yazar. Veren vazgeçmiş görünür, alan da ödemeye başlar, aradaki alışverişin adı sevgi olur. Sevgiyle verilen bir şeyin nasıl olup da derin ve karmaşık bir suçluluk duygusuna dönüştüğünü düşünürken,........

© Birgün